Güzel Sanatlar Dalında Eserler Yaratmak Konulu Toplantıda Fa'yı Öğretmek

(Li Hongzhi, 21 Temmuz 2003 ~ Washington)


Burada bulunan uygulayıcıların hepsi, güzel sanatlar ile uğraşan ve profesyonel yeteneklere sahip uygulayıcılardan oluşuyor. Sadece aklıma gelenleri söyleyeceğim ve sadece Fa gerçeklikleri üzerinden konuşacağım. Güzel sanatlar, insan ırkı için çok önemlidir. İnsan kültürüne ait diğer formlar gibi, o da, insan toplumundaki kavramlar bakımından, bir rehberlik rolü üstlenebilir ve insanların estetik değerlerine tesir eder. "Neyin estetik olduğu" ve "insanların sahip olması gereken doğru güzellik duygusu", insanların ahlaki temelleri ve standartları ile yakından bağlantılıdır. İnsanlar estetik olmayan şeyleri "estetik" bulmaya başladığında, insanların ahlaki değerleri yok olmuş demektir.

İnsan ahlakı, farklı zaman dönemlerinde belirli değişimlerden geçer. İnsanların sahip olduğu ahlakın kendisi başlı başına insan sanatını etkilemektedir. Ve ardından da o sanat dalları dönüp insanoğlunu etkilemektedir. Günümüz sanatındaki birçok unsurun, günümüz insan zihniyeti ile dolmuş olduğunu hepiniz görüyorsunuz ve günümüz insanları, insanoğlunun sahip olması gereken ahlak sınırlarından ve ahlak standartlarından çok uzaklaşmış durumda. Dolayısıyla ortaya çıkmış olan sözüm ona sanat, artık insan kültürüne ait değildir, çünkü onlar aklı başındalık veya temiz bir zihin ile üretilmemişlerdir. Onlar insanların erdemli düşünceleri, iyi düşünceleri veya sanatın doğru algılayışları temelinde üretilmemişlerdir ve insan ırkına ait gerçek şeyler değillerdir. O yüzden sanat yozlaşmaktadır. Dolayısıyla, günümüz sanatlarına gelince, açık konuşmak gerekirse, onlar artık insanoğluna ait şeyler olmaktan çıkmıştır. Sıkça, şu güya sözüm ona "modern sanata" ait birtakım eserler görüyorum. Her ne kadar bazıları çok ünlü olsa da, aslında onların hepsi şeytan doğasının ürünleridir. Sadece şeytan doğası da değil, resim yaparken ilham arayışında olan birçok kişi, aynı zamanda hortlakların davranışlarına imrenmektedir. O kişiler uzun bir süre bu şekilde davrandıklarında, zihinsel durumlarının kapkara ve tuhaf bir hale gelecek olması kaçınılmazdır. Profesyonel sanatçılar şunu bilirler: bir kişi bu şeyleri yaparken, kendi insani doğasının şeytani kısmını tatmin eden bir zihinsel durumun içerisindedir. Ve hatta kasıtlı olarak kötü psikolojik etkileşimlerin arayışındadır. O yüzden, bütün bu sözüm ona modern sanat eserleri, genellikle pek iyi değillerdir, çünkü onlar sadece ressamın kendisine değil, o eserlere bakan kişilere de psikolojik anlamda bir zarar verir. Ve onlar, insanların ahlaki değerlerine ciddi şekilde zarar vermektedir.

Fakat Dafa uygulayıcıları xiulian uygularken ve yaşamlarını sürdürürlerken, sıradan insanlara ait olan bu sosyal ortamdan ayrılamazlar. Ayrıca sizler şu anki modern insanların düşüncelerinden türeyen akıntının içindesiniz ve aynı zamanda da bu ortamın etkisi altındasınız. Dafa'yı öğrenmeden önce, çok sayıda Dafa uygulayıcısı, modern sanat eserleri yaratma konusu üzerinde çalışıyor veya onları üretiyordu. Tabii ki, ister modern sanatlar ile ister insanoğlunun sahip olması gereken gerçek, geleneksel ve erdemli sanatlar ile uğraşıyor olun, önceden öğrenmiş olduğunuz temel teknikler aynı olmalıdır. O yüzden, Dafa uygulayıcıları insanların "hangi sanatlara sahip olması gerektiğini" net bir şekilde anlamalıdır. Bu şekilde, insana özgü olan saf ve doğru sanatsal standartları izleyebilirsiniz ve iyi eserler yaratabilmeniz mümkün olabilir.

Biz bugün niçin bir araya toplandık? Sizlere şunu söyleyeyim ki, Dafa uygulayıcılarının bugün -bu zaman periyodunda- yapmakta olduğu şeyler, en büyük öneme sahiptir. Daha dün, Dafa uygulayıcıları ne yaparsa, insan toplumu çokta uzun olmayan bir gelecekte aynı şeyleri yapacak demiştim. Şu anda, Fa-düzeltmesi dönemi esnasında, dünya üzerinde gerçekleşen her şey, Dafa'nın etrafından dönmektedir -buna hiç şüphe yok. Bunun sebebi, Üç Diyarın, Fa-düzeltmesi için yaratılmış olmasıdır. Niçin bu konuyu bugün sizlerle konuşuyorum? Çünkü sanatsal kabiliyetlere sahip olan Dafa uygulayıcıları, yeteneklere ve enerjiye sahiptir. Eğer yaptığınız şeyler doğru ve erdemli -veya yeterince iyi- değilse, doğru ve erdemli olmayan elementleri güçlendirirsiniz ki, onlar da insan toplumunu daha fazla etkilerler. Xiulian uygulamasında, iyi olmayan her şeyi geliştirerek, kendinizi rektife etmek zorundasınız. Her nerede olursanız olun iyi bir insan olmak zorundasınız. O yüzden sanat alanında, aynı zamanda iyi bir insan da olmak zorundasınız ve yaptığınız eserlerde güzel olan, doğru ve saf olan, iyi ve parlak olan ne ise, onu sergilemelisiniz.

İnsan ahlakı bu noktaya kadar düşerken, insan düşünme biçimi de buna paralel olarak değişimlerden geçmektedir. Onlar değişmiş ve şu anki durumlarına gelmiş oldukları için, insanların onları eski haline kendi başlarına döndürebilmeleri olanaksızdır. Hiçbir şahıs, hiçbir teori ve hiçbir yöntem, insanları ilk hallerine döndürmeyi başaramaz -bunu sadece Dafa yapabilir. Sizler, yaşamları kurtarmak için beni takip ederek buraya geldiniz. Ve bizim yaşamları kurtarmamız, aynı zamanda insan ahlakını nasıl kurtaracağımızı, kurtarılan insanların gelecekte nasıl olacaklarını, gelecekte nasıl yaşayacaklarını ve ne gibi koşullar altında yaşayacaklarını da içermektedir. Yani bir başka deyişle, Dafa uygulayıcıları sadece yaşamları kurtarmıyorlar, onlar aynı zamanda insanoğlunun varoluşu için gereken, gerçek bir yolu da ışıldatıyorlar. Bütün bu şeyler, Dafa uygulayıcılarının Fa'yı onaylarken yaptıkları şeylerdir.

Üç Diyarın sonsuza dek var olacağını söylemiştim. Ve ne şekilde var olacak? Onu, Fa insan dünyasını reaktife ederken ele alacağım. Fakat Dafa uygulayıcılarının bugün yapmakta olduğu şeyler, en büyük önemi taşımaktadır ve bu aynı zamanda, geleceğin insan ırkı ve gelecekteki kültür için bir temel oluşturmaktadır. Günümüz insanlarına ait olan her şey berbat olmuş bir durumdadır. İnsanoğlunun sahip olması gereken doğru ve geleneksel herhangi bir unsurun var olması artık çok zor; artık saf ve erdemli olan hiçbir şey yok. Neyse ki, antik dönem insanlarından kalan ve tam olarak yok olmamış bir takım kültürel kalıntılar hala mevcut. Özellikle de güzel sanatlar alanında. Bunlar, bir takım temel tekniklerin öğretilmesini bize miras olarak bırakmıştır. Böylelikle insan ırkı "İnsan Düşünsel Alanına" doğru geri döndükçe, güzel sanatlar alanında çalışan insanlar, temel şeyleri kavramayı başarabileceklerdir. Peki, o halde, bu en temel şeylerden nasıl faydalanmalı ki, insanlar "gerçek bir insan yoluna" adım atabilsinler. Ve güzel şeyleri yaratmayı nasıl başarabilirsiniz? Şöyle düşünüyorum: Güzel şeyleri gözler önüne serebilmeniz, o temel teknikleri temel alıp, onların içerisine Dafa uygulayıcılarının uygulamaları içerisinde kavradıkları gerçek anlamdaki iyiliği, doğruluğu ve saf güzelliği ekleyerek mümkün olabilir.

Hazır bu konu üzerindeyken, kendi gördüğüm kadarıyla, insan ırkının gelişimi ve insanoğluna ait olan sanatın gelişim süreci hakkında da konuşmak istiyorum.

Hem Doğu hem de Batı kültüründen kaynaklanan sanat dalları, oluşum, istikrar ve yozlaşma sürecine sahiptir. Doğu ve Batı sanatları, farklı iki yol almıştır. Bu, konuyu insan terimleri ile ortaya koymaktır. Aslında onların her ikisi de birbirinden farklı ve büyük olan kozmik sistemlerdeki ve en düşük seviyede bulunan canlıların [yani insanların] sahip olduğu sanatsal görünümün somut tezahürleridir. Bir başka deyişle, onlar, en düşük seviyede bulunan o kozmik sistemlerdeki, bu dünyadaki, olguların tezahürleridir. Aslında kozmosta daha birçok ve birçok farklı devasa gök kubbeler de bulunmaktadır. Onlardan çok fazla sayıda vardır ve onların hepsi birbirinden bağımsız, büyük kozmik vücutlardır. Her bir devasa gök kubbe, kendisini farklı bir şekilde ortaya koyan ve benzersiz bir yapıya sahip olan kendine özgü farklı bir stile sahiptir. İnsan terimleriyle ifade etmek gerekirse, bu şu anlama gelir, onlar farklı sanatsal karakteristik özelliklere sahiplerdir. Her bir devasa kozmik vücut, Zhen-Shan-Ren'den, [en temel Fa gerçekliklerinden] türeyen doğru ve erdemli bir şekilde aydınlanılmış farklı gerçekliklere sahiptir. Bunun bir sonucu olarak, farklı kozmik vücutlara ait sistemlerin her biri, kendi sistemlerine özgü benzersiz karakteristik özellikler taşımaktadır. Bunlar kendilerini, "cennet ve dünya yapıları içerisinde", "yaşam ortamlarının biçiminde", "içinde yaşayan canlıların varoluş biçiminde", "oradaki canlıların süslenme biçimlerinde", "mimari stillerinde", "hayvan ve bitkilerinin görünüşlerinde" somut bir şekilde gösterir. Onların hepsinin, güzellik, dostluk, nezaket, minnettarlık gibi kavramları tasvir etmek için, kendilerine has, benzersiz ve erdemli tanımlama biçimleri vardır. İnsan dünyasına, kozmik sistemlerin tüm yaradılışları arasında, esasen iki sisteme ait olan düşük seviyeli canlıların ifade biçimleri aktarıldı. Ve onlar Doğuya ve Batıya özgü sanatları oluşturdu. Fakat bu devasa gök kubbe içerisinde var olan şeyler, bunlardan ibaret değildir. Söylemekte olduğum şey, sadece bu iki biçimin dünyaya aktarılmış olduğudur.

İnsanoğlunun bu iki sanatsal sistemine gelince, hem Doğu hem de Batı sanatları, binlerce yıllık etnik kültürleri içerisinde, bir aktarılma süreci yaşadı. Fakat bu iki sanat tipi, birbirlerinden oldukça farklı stillere sahiptir. Kullandıkları teknikler ve yaklaşım tarzları, olayları ifade etme biçimleri, yansıttıkları hisler ve ortaya koydukları görsel etkiler anlamında birbirlerinden farklılardır. Çin sanatı, kendi miras edinme sürecinin daha en başında, yarı Tanrısal bir kültür tarafından oluşturulmuştu. Yani bir başka deyişle, vurgulanan şeyler sadece insanın yüzey kısmına yöneltilmemiş, konunun ruhuna, cazibesine ve içsel anlamına eşit olarak dağıtılmıştı. Çin kültürünün tüm yönlerinin kendisini ortaya koyuş biçiminin böyle bir karakteristik özellik taşımasının sebebi budur. Bu durum özellikle, yüzeydeki detaylara vurgu yapmayan güzel sanatlar için geçerlidir. Onlar düşünceyi, konunun özünü ve içsel anlamlarını ifade etmeye odaklanırlar. Batı sanatları da insanlara Tanrılar tarafından aktarılmıştır, fakat onların odaklandığı nokta, insanoğlunun yüzeydeki kültürü idi. Onlar mükemmel, kusursuz ve rafine teknikler kullandılar ve çok gerçekçiydiler. Mükemmel bir sanatsallığa sahiplerdi. Yapılan vurgular, bu insan boyutundaki tekniklerin sergilenmesine odaklı idi. O yüzden yaptıkları sanat eserlerinde, objelerin görünümü çok titiz ve kusursuz bir şekilde ifade ediliyordu. Dolayısıyla, Batı sanatı ile Çin sanatının stilleri iki farklı yol almıştır. Gelişim süreçleri içerisinde, Batı sanatları, bir önceki medeniyetten miras olarak alındı. Aslında Batı sanatı, son birkaç medeniyet boyunca dahi, sistematik bir öğrenme formatını korumayı sürdürüyordu. Okulları, teorileri ve resmi temel eğitimleri vardı. Daima böyle bir yolda ilerlemişti. Öte yandan, Doğu sanatlarının miras olarak alınıp sürdürülmesinde, sanat sürekli olarak halk kültürünün bir parçası olarak aktarılıyordu. Edebiyatçılar, sanatçılar ve Yol'un arayışında olan insanlar arasında aktarılıyordu. Hiçbir sistematik teori yoktu, hiçbir okul, hiçbir temel eğitim yoktu. Yaptıkları işlerde olayları ne şekilde ifade ettikleri tamamen kendi yaşadıkları kişisel deneyimler üzerine temellenmişti. Bu özellikle heykel için geçerliydi. Çinli insanların kültür karakterinin bir sonucu olarak, çizimlerin, resimlerin ve heykellerin anlatımlarının ardında, esasen, Çinli insanların kültürel karakteri rol oynuyordu. Fikirleri ve duyguları, farkında olmadan dışa vuruyorlardı. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında, bir şeyleri açıklamak için benimsedikleri yaklaşım tarzları arasındaki farklılıklar oldukça belirgindir. Olaya insanoğlunun en dış yüzeyi perspektifinden baktığınızda, Batı sanatlarında kullanılan teknikler çok rafinedir; ışığı, gölgeyi, yapıları ve görsel perspektifi doğru şekilde ele almayı gerektirirler. Özellikle de konu insan vücudunun yapısı olunca, bunu çok kusursuz bir şekilde ifade ederler. Bununla birlikte, antik Çin sanatında herhangi bir sistematik teori ve profesyonel çalışma olmadığı için yapıların en dış yüzeyini ifade etme biçimi mükemmellikten uzaktır.

Sanat dalları, her zaman için başlangıçtan başlayıp zirveye ulaştığı noktaya kadar gider ve ardından da düşer. İnsan kültürünün tamamı da bu akımı takip etmektedir. İnsan ırkına ait olan her şey, eski kozmosun karakteristik özelliklerinin bir parçası olan oluşum-istikrar-yozlaşma-yok oluş ilkesine tâbidir. O yüzden insanoğlunun ahlakı yeterince iyi olmadığında -artık hiçbir şey iyi olmadığında, her şey yeniden en başa dönmelidir. Bu insanoğlu için yıkıcıdır, her şey son bulur ve ardından her şey tekrar başa döner; zirveye ulaşana dek ilerler ve sonra tekrar düşer. Bu döngü sürekli işlemektedir.

Antik Çin sanatı sistematik ve özel çalışmalara sahip olmadığı için insan bedenini ve objeleri doğru şekilde yansıtma anlamında, temel olarak, görüş perspektifini doğru ele alamamıştır. Qing Hanedanlığının bitiminin ardından, Çin güzel sanatlarıyla uğraşan birçok kişi, Batı sanatlarına ait temel teknikleri öğrendi ve yaptıkları işler dışsal yüzey biçimlerini tanımlama anlamında daha doğru bir hale geldi. Bunun gibi bazı eserler ürettiler. Fakat son dönemlerde, özellikle de son yirmi yıl içerisinde, Çin'de modern düşünme biçiminin etkisi altına girdi ve oradaki çalışmalar da giderek daha da bozuk formlara büründü. İnsanların fikirleri, düşünce biçimleri ile birlikte değişmektedir. Eğer bir kişiye doğru düşünceleri hâkim değilse, kişi gerçek düşüncelerinden ziyade, tamamen bu insan boyutundaki algılamalara ve duygulara bel bağlıyorsa ve konular üzerinde mantıklı düşünmüyorsa, o durumda o kişinin sanki bir ruhu yok gibidir. İnsanın sahip olduğu bilinç, insan yüzeyinde doğumdan sonra biçimlenir ve kendisini bilinçaltı reaksiyonlar olarak gösterir. Bilinçlilik sabit değildir, her an değişebilir. Dışsal durumlar ile ve toplumdaki olaylar ile birlikte değişir. Eğer bir kişi tamamen bu şeylere bel bağlamışsa, kendisine ait düşüncelere sahip değildir. Buna ek olarak, sahip olduğu düşünceler sistematik olmayan bir şeydir -değişkendir. O kişi doğru düşüncelerden yoksundur ve gerçek bir benliğe sahip değildir. Bu tip bir zihinsel durumda şekillenen şeyler, sözüm ona "modern sanatlar" veya "güzel sanatların çağdaş işleri" olarak isimlendirilen şeylerdir. Bunların toplumda popüler olmaya başlaması, Batıya ait "İzlenimci" ve "Soyut" gibi yaklaşımların ilk defa ortaya çıktığı döneme denk gelmektedir. Onlara sakince bakarsanız, onların doğru düşüncelerden yoksun olduğunu ve yüzeyde var olan fikir, kanı ve düşüncelerin takip edildiği esnada üretildiklerini kesinlikle anlarsınız. Onlar sistemsiz, bütünsel olmayan, düzensiz durumdadır ve kısımlara ayrılmışlardır. İnsanlara estetik bir deneyim yaşatmazlar, onlar sadece yüzeyde var olan insan düşüncelerini takip etmektedir. Hazırladıkları eserler kıvrımlı burunlara sahipti, yüzün sadece bir kısmı vardı veya vücudun sırt kısmından bir ayak çıkıyordu. Daha en başında, bütün bu şeyler, insanların kendi doğalarına ait olan öz ve doğru düşünceleri terk etmesinin bir sonucu idi; bunlar, insanların kol, bacak ve vücutlarının, "doğum sonrası oluşan" düşünceler tarafından yönetilmesiyle gerçekleşen üretimlerdi. Bir kişi sadece ana bilincini terk etmesi durumunda ve yüzeyde var olan insan düşüncelerine serbestlik tanıması durumunda [sadece o durumda] bu gibi üretimleri gerçekleştirebilir. Bu gibi şeylerin ortaya çıkması, Batı sanatını yok etti ki o neredeyse tüm insan ırkının en iyi ve en kusursuz olan sanatıydı. Bu son yıllarda, bu akım Çin'e de ulaştı.

Ve bu sadece modern sanatların başlangıç safhası idi. Toplumun ahlakı bir bütün olarak, 'giderek artan bir biçimde' yozlaştığında, insanlara ait fikir ve kanılar da [hiç bozulmadan] aynı kalmaz. Onlar da büyük bir hızla düşer. O zamanki bu "İzlenimci" ve "Soyut" şeyler, doğru olan görüş perspektiflerini, ışıktan karanlığa doğru olan geçişleri ve doğru yapıyı tamamen reddetti. Giderek artan biçimde, sözüm ona "kişisel hislerin" peşinden koşmaya başladılar ve bu gibi mantıksız bir tutkuyu, kendi bireysel insan doğalarının özgürlüğü olarak ele alma hatasına düştüler. Aslında gerçek anlamda yaptıkları şey, kendi gerçek doğalarını bastırmak ve kendi gerçek doğalarını kapsamayan doğum sonrası oluşmuş fikirlerin önünü açmaları idi. Son derece koyu renkler kullanmaya başladılar ve doğum sonrası biçimlenen fikirlerden kaynaklanıp içinde hiçbir makul unsur veya mantıklı düşünce barındırmayan bir tür duyguya kapıldılar. Fakat düşünce ve kanılar doğumdan sonra biçimlenir. Onlar kişinin gerçek düşünceleri değillerdir. Onlar çarpık ve plansızdır. Sistematik olmayan bir durum içerisindedirler. Yaptıkları eserlerin öyle olmasının sebebi buydu. Tamamen orantısız ve dengesiz görünmelerinin sebebi buydu. Daha sonraki aşamalara gelindiğinde ise, insanların ahlak değerleri giderek artan bir biçimde düştükçe, sahip oldukları zihinsel durum çok daha kötü bir hale geldi. Ve bu tipteki kötü bir bilinç, artık sadece insan fikirlerinden oluşan bir bilinç değildi. Bir kişinin düşünceleri ve gerçek benliği, kendine ait olan yüzey kısmının kontrolünü bırakırsa, dışsal varlıklar bu fırsattan istifade ederler ve gelip içeri yerleşirler. Bu noktaya ulaşılmış olunduğunda, dışsal bir varlık o insanın beynini zaten kontrol etmektedir. Sanatsal anlatımların, [çok daha karanlık ve karamsar, ışığın bile kasvetli olduğu anlatımların] ortaya çıkmasının sebebi buydu. Ve onlar tamamen, üzgün ve çökmekte olan insan doğası ile ilgili zihinsel durumu yansıtıyorlardı. Daha da aşağı seviyelere doğru düştükçe, toplum içerisinde şöhret ve kişisel menfaat tarafından yönlendirilmeye ve 'kendilerini tamamen bırakma' düşüncesinin peşinden koşmaya başladılar ve o zaman, doğum sonrası biçimlenmiş düşünce, fikir ve kanılar dahi bir kenara atıldı. İşte o durumda, kişinin benliğinin içinde olmadığı kabuk, tamamen dışsal bir varlık tarafından kontrol edilmeye başlandı. O dışsal varlık genellikle, çoğunluğu hortlak ve ruh olan 'alt dünyadan' gelen bir canlı olurdu. Bu, insan ahlakının kötü bir hale gelmesiyle gerçekleşen kozmik bir değişim idi. Bir ressam, "yin doğası" taşıyan bir varlık tarafından kontrol edildiğinde, çizeceği şey 'alt dünyayı' ve 'alt dünyaya ait olan şeyleri' tasvir eden bir resim gibi görünecektir. Çok sayıda tabloya bir göz attığınızda, hortlakların dünyalarını tasvir ettiğini görürsünüz. Kasvetlilerdir. Karanlıklardır ve puslu görünürler. Ve çizdikleri o sözüm ona insan figürlerinin hepsi, o hortlakları andırmaktadır. Oradaki dünya 'alt dünyadır' ve oradaki gökyüzü 'alt dünyaya ait olan gökyüzüdür'. Peki, insanlar niçin bu duyguyu seviyorlar? Bunun sebebi, insanların artık doğru düşüncelerden yoksun olmaları değil midir? Karanlığın peşinden koşmuyorlar mı? Bunun sebebi, insanoğlunun ahlakının ciddi bir şekilde bozulmuş olması değil midir? Bu sadece, insanların kendi bulundukları insan boyutundan bile daha aşağı doğru gittiklerinde gerçekleşen bir şeydir. İnsanoğlunun değerleri hala düşmeye devam ediyor olduğu için, şu anda sanat, insanların şeytan doğasının gerçek ve somut bir göstergesi haline gelmektedir. Sanat, kutsal nitelikler barından sanatlara karşı edilen bir küfür haline geliyor. Şeytan doğasını açığa çıkarmak için tamamen bir araç haline geldiler ve betimledikleri şeyler şeytanlar, hortlaklar ve yaratıklardır. Sanatçıların kendisi bile bütün bunların bir çöp olduğunu itiraf ediyor, fakat bu sözüm ona sanatsal eğilim içerisinde, onlar en değerli şeyler olarak kabul ediliyorlar. Nasıl oluyor da çöp en iyi şey olabiliyor? İnsanların düşünce ve kanıları alt üst olmuş durumdadır, o yüzden de çöpün en iyi şey olduğunu düşünüyorlar.

İnsanoğluna ait güzel sanatların tarihi budur; şu an onun sadece genel anlamdaki gelişim sürecinden bahsetmiş oldum. Şimdi de Batı sanatlarını çıkış noktası olarak alıp devam edeceğim. II. Dünya Savaşı esnasında, Fransızların niçin teslim olduğunu biliyor musunuz? Fransızların savaşma yeteneği yok muydu? Eskiden, Napolyon ve XIV. Louis gibi kahramanlar, Fransız ulusundan çıkmamış mıydı? Bu ulus şanlı bir tarihe sahip değil miydi? İnsan ırkında gerçekleşen savaşlar, aslında Tanrılar tarafından kontrol edilmektedir ve o savaşlar belirli sebepler yüzünden gerçekleşir. Olayların, insanların istediği şeyler doğrultusunda gerçekleşmesi söz konusu değildir. Fransa, II. Dünya Savaşına doğrudan katılmadı, çünkü Tanrıların amacı, Fransa'da bulunan ve 'şu anki insan medeniyetine ait olup geride tek kalmış sanatsal işleri' korumak idi. Onlar aynı zamanda, şu anki insan uygarlığının en olağanüstü, insanların en fazla gurur duyabileceği ve hakikaten en doğru, en geleneksel ve en mükemmel sanatsal yapıtlardı. Eğer orada savaş gerçekleşseydi, "Louvre" ve "Versailles" gibi yerlerde saklanan sanat eserleri yok olacaktı; Paris sokaklarındaki sanat eserleri de tamamen yok olacaktı. Tanrılar, bu az sayıdaki şeyin insanoğlu için geride kalmasını istediler, böylece insanoğlu gelecekte onları hala bir referans olarak kullanabilecek ve insanoğlunun kendisine ait olan sanatını bulabilecekti. Buna ek olarak, Dafa uygulayıcıları da o geleneksel ve doğru sanat eserlerinin temel ustalıkları zemininde, kendi yollarını bulabileceklerdi.

Batı sanatlarında, "geçmiş birkaç medeniyet" esnasında, insanlar sistematik olarak öğrenme yoluyla olgunlaştılar ve de bir önceki medeniyetin yöntemine geri döndüler. Fakat bir önceki medeniyetin yok edilmesinin ardından, temel becerilerin henüz olgunlaşmamış olduğu bir süreç yaşanıyordu. Batı sanatlarına bakarak, "Rönesans'tan önceki eserler", "Rönesans döneminde yapılan eserler", "Rönesans'ın ardından yapılan eserler" ve "günümüzde yapılan eserler" şeklinde konuşabilirsiniz -işte böyle bir süreç. Rönesans döneminden önce, genel anlamda konuşacak olursak, yapılan işlerin sanatsal becerileri henüz oldukça ham idi. Kompozisyonları, yapıları, simetrileri, renkleri vs. [sizin de görebileceğiniz gibi] onları oldukça gelişmemiş bulursunuz. İster tablolar olsun, ister çizimler, ister heykeller, onların hepsi henüz olgunlaşmamıştır. Fakat daha sonra insanlar -Batıda- kazı çalışmaları yaparak, topraktan "önceki insan uygarlığına ait" birtakım şeyler çıkardılar. Onların bazıları Tanrıların heykelleri idi. Ayrıca, bir önceki antik Yunan uygarlığına ait olan birtakım başka heykeller de vardı. Onların hepsi, ustalık seviyesine ulaşmış ve kusursuz eserlerdi. O antik medeniyetlerin temeli orada olduğu için, Batı sanatları tekrar çabucak olgunlaştı. Geçmişten gelen o şeyler orada olduğu için, onlardan bir şeyler öğrenmeleri ve kendi yaptıkları işleri onlarla kıyaslamaları anlamında orada oldukları için -çok hızlı bir şekilde olgunlaştılar. Rönesans'ın ardından, Leonardo da Vinci ve diğer birtakım sanatçıların ortaya çıkması, insanları sanatsal olgunluğa sürüklemeleri ve eserlerini nasıl yaptıklarını insanlara göstermeleri için Tanrılar tarafından düşünülmüş bir şeydi. Yaptıkları eserlerin insanoğlu üzerinde büyük bir etki yaratmış olmasının sebebi buydu. Fakat son zamanlardaki modern sanatlar da birtakım farklı türlerdeki Tanrılar tarafından ayarlandı -yani eski güçlerden olan ve bugünkü Fa-düzeltmesini hedef alan bir grup tarafından ayarlandı. Van Gogh niçin ortaya çıktı? Picasso niçin ortaya çıktı? Bu kişilerin ortaya çıkması da onlar tarafından ayarlandı. Fakat onlar negatif bir rol oynamak için geldiler ve bundaki amaç, insan ahlakının aşağılara doğru düştüğü dönem ile eş zamanlı olarak, insan kültürünün içerisinde bulunan her şeyin yozlaşmış hale gelmesini sağlamaktı. O yüzden de bu iki kişi, insan ırkının sanatını baltalamak için geldi. Amaç, insanoğlunun sanatını mahvetmekti -onlar sadece ve sadece, insan ırkının kültürünü mahvetmek için geldiler. Onların o dönemlerde oluşturduğu "Modernizm" için attıkları temel yüzünden, insanoğlunun sanatı, bugün içinde bulunduğu şeytani aşamaya kadar ulaştı.

Geleneksel Batı sanatının sözüm ona "İzlenimcilik" tarafından saldırıya maruz kaldığı dönemde, "Fotoğraf Sanatı" ortaya çıktı. Aralarında gerçekleşen tartışmalarda, o sözüm ona "İzlenimciler" tarafından ortaya atılan en göze çarpan iddia: "Ne kadar doğru çizerseniz çizin, o bir fotoğraf kadar doğru olabilir mi?" iddiası idi. O yüzden de, "resmedilmiş objelerin oldukları gibi görünmelerini", "gerçekçi bir biçimde çizilmelerini", "geleneksel ve doğru bir biçimde çizilmelerini" eleştiriyorlardı. Aslında geleneksel sanat, insanoğluna mükemmelliği kovalamanın yüksek kalitesini sunmaktadır ve bir sonu yoktur. Geleneksel sanatın seviyesi çok derindir çünkü bütünsel bir sanat eseri, sadece "gerçekçi olmak" ile sınırlı değildir. Aslında o aynı zamanda, içerisinde sanatçının kendi kişisel yaşam deneyimlerini ve karakterini de barındırmaktadır. Sanatçının yaşam içerisinde temas kurduğu şeyler, yaşam içerisinde edinmiş olduğu çeşitli başlıklar altındaki bilgi ve yetenekler -bunların hepsi, yaptığı eserlerde kendilerini gösterir. Aynı şeyi, herkesin farklı şekillerde ifade edecek olmasının sebebi budur. Bu ister kullanılan renk anlamında olsun, ister konunun ifadesinin yorumlanması anlamında veya tekniklerin ustalık derecesi anlamında, böyledir. Her insanın yaşam deneyimleri farklıdır ve sanatçının sahip olduğu karakter ve nitelikler de öyle. Dolayısıyla bu da, yaptıkları eserlerin farklı olmasına sebep olur. Buna ek olarak, resmedebilecekleri şeyler, çeşit çeşit dünyalar, çok daha yüksek seviyelerde bulunan canlılar ve hatta Tanrıların ve Tanrıların dünyalarının görkemli görüntüleridir. Dolayısıyla o, sınırsız, parlak ve büyük bir yoldur. Genellikle, resim veya heykel konusunda iyi olan sanatçılar, eserlerinde [büyük ölçüde] düşüncelerine odaklıdırlar. Dolayısıyla onların büyük çoğunluğu, konuşma konusunda pek iyi değillerdir. Fakat bir resmin veya heykelin nasıl yapıldığını bilmeyenler, konuşma anlamında çok iyilerdir. Bu insanlar, kendi gündemlerini çarpık mantıkları ile saldırgan bir tutumla yayıp, "fotoğrafçılık" görüşleri ile geleneksel sanatı hakikaten altüst ettiler. Dolayısıyla da, giderek şu an içinde bulunduğumuz noktaya kadar geldi. Tabii ki, o dönemlerde, geleneksel sanatı ters yüz edecek olan bir kişinin, güzel sanatlardan hiç anlamayan veya bu konuda yeteneksiz bir kişi olması olanaklı değildi. Modernizmin birkaç temsilcisinin, o dönem daha çocukluklarında, temel becerilerin ilk ustaları olarak ayarlanmış olmasının sebebi budur.

O dönemde, Akademi ile "İzlenimciler" ve "Soyutçular" arasında yaşanan "doğru-kötü" üzerindeki tartışmalar yüzünden; düşen ahlakın ve kavramların, insanoğlunun gerçek kutsi sanatları için önemli olması yüzünden ve geleneksel sanatçılar hayatta kalabilmek için az da olsa bir sahaya sahip olmak zorunda olduklarından, şu anda insanlar geleneksel sanata "Gerçekçilik" diyorlar. Geçmişte, böyle bir isim yoktu. Tanrıların insanlara sanatı aktarmasının sebebi, insan ırkının kendisinde barındırdığı iyiliği ve güzelliği ifade edebilmelerine olanak tanımak ve insan ırkının ahlakı üzerinde pozitif bir etki yaratmalarını sağlamak idi. Geleneksel ve doğru sanatlar, insan ırkının yaşadığı [şeytani doğaya yönelme eğilimi ile birlikte] ahlaki yozlaşma sebebiyle, resmi akademilerin salonlarından dışlandı. Dolayısıyla, geleneksel sanat hayatta kalabilmeyi başarabilmek için "Gerçekçilik" halini aldı. "Gerçekçilik" işte bu şekilde doğdu.

Şu anda, insanoğluna ait her şey, bunun gibi tam ters bir istikamette gidiyor -bunu fark ediyor musunuz? Nasıl doğru dürüst bir vokal yapacağını bilmeyen, müzik teorilerinden anlamayan ve temel dans yeteneklerine sahip olmayan insanlar, popüler şarkıcılar ve popüler dansçılar haline geliyorlar. Fakat gerçek sanatçılar, geçinemiyorlar bile. Hatta ne yaptıklarını çok iyi bilen berberler bile işten atılıp, mesleklerini sokaklarda icra ediyorken, ne yaptığını bilmeyenler, lüks salonlarda görülebiliyor. İnsan ırkı ile ilgili olan her şey, tam ters bir istikamette ilerliyor ve hepsi bu şekilde yozlaşıyor. O sözüm ona "Modernistlerin" peşinde oldukları şey, birtakım "kişisel duygular" idi. Fakat sonradan, kendi kontrollerini kaybettiler ve şu anda vücutlarını hortlakların kontrolüne veriyorlar -onların herhangi iyi bir şey üretebilmeleri nasıl mümkün olabilir? Sözüm ona "Modernist bir eseri" asıp insanlara gösteriyorlar ve: "Şuna bakın! Ne kadar da güzel bir tablo" diyorlar. Eğer o kişi bunu söylemeseydi, insanlar o resmin neden onun söylediği gibi güzel olduğunu bilmeyecekti. Fakat onun anlattığı güzel şeyler, şeytani bir doğaya sahiptir ve sanat hakkında "komik olan" bu gibi toyluklar içermektedir. Eğer düşünme biçiminiz o tür bir şeytani doğayı takip etmiyorsa, bahsettiği o sözüm ona "güzel şeylerin" ne olduğunu göremezsiniz. Aslında onların hepsi, insanlara zarar veren işe yaramaz çöplerdir.

Elbette ki, bu eğilim ve görüşler ile aynı düşünceleri paylaşan çok sayıda insan var. Genel nüfusun büyük çoğunluğu "Modernist" şeylerin ne olduğunu anlamıyor. Eğer onların bir çöpten ibaret olduğunu söylerseniz, bu şeyleri yapan insanlar çöpün bile daha iyi olduğunu söyleyecektir. Çin'de, sözüm ona bir sanatçının, ölü bir çocuğun etini yediğini, hepiniz duymuşsunuzdur -bir süre önce bununla ilgili haberler duymadık mı? Şeytan doğasının peşinden koşmak, olayları bu noktaya kadar getirmiştir. Bütün bu şeyler artarak devam ederse, bu korkunç bir şey olmaz mı? Eğer insanoğlunun sanatı bu şekilde ilerlemeye devam ederse, o durumda, gelecekte nasıl bir hale geleceğini sadece bir hayal edin.

Şimdi birazcık insana has sanatın ne şekilde icra edilmesi gerektiği konusunda konuşacağım. İnsan sanatının amacı, insanoğlunun kendisini tasvir etmesi midir? Doğayı tasvir etmesi midir? Tanrıları tasvir etmesi mi? Ya da amacı hortlakları tasvir etmesi midir? Şunu bilmelisiniz ki, insanoğluna ait olan gerçek sanat, ilk başta Tanrıların tapınaklarında ortaya çıkmıştır. Tanrıların, kültürün bu yönünü insanoğluna aktarmasındaki bir başka amaçta, insanların, Tanrıların muhteşemliğini görmelerini sağlamaktı. Onların iyiliğe inanmalarını ve kötülüğün hak ettiği şeyi alacağına inanmalarını sağlamaktı. Kötülük yapan kişilerin ceza ile karşılaşacağını, iyi insanların kutsanacağını ve xiulian uygulayıcılarının cennete gideceğine inanmalarını sağlamaktı. Tüm Batı sanatlarının ortaya çıkması kiliselerde başlamıştır. Eski zamanlarda, Doğudaki heykellerin tamamı neredeyse Tanrıların heykelleri idi. Çin'de aktarılan en eski ve ilk başlardaki resimlerin tamamı Tanrıların resimleriydi. Tanrıları çizmeleri konusunda insanlar için bir sınır var mıdır? Hayır yoktur. Bu sınırsız kozmos ve bu sınırsız kozmik evrenin içerisinde bulunan her şey… İnsanoğlu Tanrılara gerçek anlamda inandığında ve Tanrıları tasvir etme işine koyulduğunda, Tanrılar o şeyleri insanlara gösterecektir. O en mükemmel, en kutsal, insanların görmek için yanıp tutuştuğu ve onlar için olabilecek en iyi dinlenme yeridir. O yüzden, eserlerin resmedebileceği şeyler sınırsızdır.

Biliyorsunuz ki, insanlar Tanrıları resmederken, model olarak insanları kullanmak zorundalar. Bunda bir sorun yoktur, çünkü Tanrılar insanları kendi görünümleri ile yaratmıştır. O yüzden, kişinin temel yeteneklerini geliştirmesi için, insanoğlunu kullanması sorun değildir. İnsanlar diğer başka insanları resmedemez diye bir şey yoktur -bunu yapmakta herhangi bir sorun yoktur- çünkü netice itibarı ile bu dünyadaki en önemli şey insanoğludur. Tabiat resimleri yapmak daha da az sorun teşkil eder. Fakat güzel sanatların odağı Tanrılar olmalıdır. Bunu niçin söylüyorum? Hepiniz şunu bir düşünün: İnsanoğlu karmaya sahiptir. Hepiniz bunu biliyorsunuz, çünkü hepiniz Dafa uygulayıcılarısınız. Ve insanların çizdiği veya boyadığı her şey, onu yapan sanatçının elementlerini taşımaktadır. Bir sanatçının eserinde, o kişinin kendisi ile ilgili olan her şey ve resmedilen kişi ile ilgili her şey, o tabloya sıkı sıkıya yapışmış durumdadır. Sıradan bir insan sadece tek bir çizgi çizdiğinde bile onun ne türde bir insan olduğunu, ne gibi hastalıklar taşıdığını, ne kadar karmaya sahip olduğunu, ne tür bir zihinsel durumu olduğunu, ailevi durumlarını ve bunun gibi şeyleri biliyorum. Tablonun ana konusu ile ilgili tüm düşünceler ve ayrıca kişinin vücudu ile bağlantılı olan tüm faktörler de tamamen görünmektedir -buna o kişinin ne miktarda karması olduğu da dâhildir. Bir insan, o kişinin yaptığı bir tabloyu evine astığında, sanatçının, o tablo içerisinde bulunan karması dışarı doğru yayılmaktadır. Dolayısıyla, bir kişi evine bu gibi bir şey astığında, bundan fayda mı yoksa zarar mı görür? Etrafa karma dağılmakta ve karma yayılmaktadır. O, kişi ile bağlantılı bir durumdadır ve tablo, kişinin evinde durmaksızın karma yayacaktır. İnsanoğlu, objeler arasındaki ilişkileri görememektedir, fakat aslında onlar kendilerini böyle bir şeyden dolayı rahatsız hissederler.

Fakat eğer insanoğlu Tanrıları resmederse -herkes bir düşünsün: Tanrılar muhteşem ve de görkemlidir. Onlar insanlara fayda sağlayan merhametli ve şefkatli bir enerji yayarlar. Tabloları yapan veya heykelleri yaratan kişiler, o eserin tamamlanması sürecinde, bundan fayda sağlarlar. Ve aynı zamanda sanatçı, Tanrılar ile ilgili sanat eserlerini yaratırken güzel düşünceler geliştirirler ve bu yüzden belki de Tanrılar doğru düşüncelerini güçlendirmesi konusunda ona yardımcı olurlar. Sanatçının vücudundaki karmanın ve sahip olduğu düşünce karmasının yok edilmesinde ona yardım edebilirler. Diğer insanlar öyle bir sanat eserine baktığında ondan fayda sağlar ve daha açık fikirli hale gelirler. Zihinlerinde güzel düşünceler taşımaya başlarlar. Ve bu, onların daha asil karakterli olmalarını sağlar. Ve Tanrılar insanların doğru düşünceler taşıdığını görünce, insanları bekleyen tehlikeleri ve felaketleri ortadan kaldırırlar. O yüzden, hangi yol insanoğlu açısından daha faydalı? O geleneksel ve erdemli sanat eserlerine bakmayı seviyorum; tavan resimlerine, Tanrıların duvar resimlerine ve Tanrıları betimleyen heykellere de öyle. Onları gördükten sonra, insanoğlunun geri dönebilme umudunun hala olduğunu daima hissediyorum çünkü o sanat eserleri Tanrıların muhteşemliğini resmediyorlar. Ve heykellerdeki Tanrılar da, gerçekten insanlar için, -diğer tarafta- iyi şeyler yapıyorlar. Dolayısıyla, bu kıyaslamalar temelinde bakıldığında, insan sanatının esasen Tanrıları resmetmesi gerektiğini düşünmüyor musunuz?

Elbette, modern toplumdaki sanat dalları, sadece resim, boyama ve heykel ile sınırlı değil. Çeşitli zanaatlar, reklamcılık, moda, tiyatro, televizyon, ürün tasarımı gibi dallar da var. Sanatla bağlantılı olan çok fazla dal bulunmaktadır; yani bir başka deyişle, onların hepsi güzel sanatlar ile bağlantılıdır. Fakat hangi dal olursa olsun, eğer bir sanatçı doğru ve erdemli bir temel inşa ediyorsa, o durumda yarattığı eser ne olursa olsun, hepsine doğru elementler aşılanacaktır. Onların hepsi muhteşem ve güzel olacak ve de insanlara fayda sağlayacaktır. Buna hiç şüphe yoktur. Genel anlamda konuşacak olursak, insanoğlunun sanatı ile ilgili gördüğüm şeyler, bunlardır.

Az önce konuşmuş olduğum Doğu ve Batı sanatları, heykeli de içeriyordu. Heykel hakkında konuşacak olursak, Doğu heykellerinin asıl kökeni ve onların tarih içerisindeki gelişimi hakkında konuşacağım. Birazcıkta, şu anki medeniyet içerisindeki durumdan bahsedeceğim. Budizm'in Çin'de yayılmasından önce, birçok heykelin yapım stili, "son insan döngüsünün kültürü" ile [yani, büyük Tufan'dan önceki insan kültürü ile] bağlantılıydı. O yüzden, onların sanatsal stilleri, Budizm'in Çin'e yayılmasından sonraki dönemde var olan stilden tamamen farklı idi. Aslını söylemek gerekirse, bu dönemki insan medeniyetini temsil eden Doğu heykelleri, Budizm'deki Buda, Pusa ve Tanrı tasvirleri ile temsil edilmelidir. Eski periyoda ait olan bu tarz heykel yapma metodu, Hindistan'dan aktarıldı. Ve Hindistan'a ait heykel yapma metodu da, şu anki Hint Budizm'inden önceki [Budalara inanılan] dönemden aktarılmıştı. Önceki periyodun Hintlilerinin inandığı Budalar, Avrupa'da yaşayan ve Budalara inanan antik dönem Yunanlıları tarafından Hindistan'a aktarıldı. Çünkü çok daha önceki dönemlerde, çok sayıda Avrupalı, Budalara inanıyordu. Elbette herkes Budalara inanmıyordu, diğer Tanrılara inanan insanlar da vardı. Tabii ki, Hindistan'a aktarılması ile Buda imgesi ve heykel yapma metotları da, Hindistan'a aktarılmış oldu. O yüzden Çinlilerin eski dönemlerdeki Buda heykelleri yapma metodu, temel anlamda, o antik dönem Yunanlılarının uyguladığı metodu takip etmekteydi. Eski zaman dönemine ait olan birçok Buda heykelinin derin göz çukurları olduğunu görürsünüz. Kaşlarının üzerindeki kemik yapısının ve yüz yapısının, Batılılarınkine çok benzediğini görürsünüz. Düzgün bir burun yapıları vardır. Doğru ve erdemli bir görüntüleri vardır. Bunun sebebi antik Yunanlıların, Hindistan'a çok daha önceki bir dönemin Budist kültürünü aktarmış olmaları ve ardından da onun Hindistan'dan Çin'e aktarılmış olmasıdır. Fakat bir heykeltıraşın eserleri, o sanatçının elementlerini içerdiği için, Çin'e aktarılmasının ardından, heykellerdeki Buda görüntüsü birazcık Çinli insanların görüntüsü haline dönüştü. Çin'e aktarılmış olduğu için zamanın ilerlemesiyle birlikte, yavaş yavaş önceki dönemlere [antik Yunan kültürünün Çin'e aktarıldığı döneme ait] olan elementleri kaybetti ve yavaş yavaş, yerel Çin dokularına daha fazla sahip olan bir şey haline dönüştü. Bu, konuyu insanların yüzeydeki kültürü anlamında konuşmaktır. Bunun ardında başka nedenler de bulunmaktadır. Budizm'in Çin'e yayılmasının ardından, çok sayıda insanın yardımcı ruhu, gerçekten de Budalığı ve Pusalığı geliştirdi. Fakat o zamanlar Çin'de metodik bir öğrenme sistemi olmadığı ve heykeller "taş ustaları" ve "Taoistler" tarafından yapıldığı için, Batı heykelleri ile karşılaştırıldıklarında, onların yanında çok amatör kalıyorlardı -çünkü genellikle vücut içerisindeki doğru orantıları bulamıyorlardı. O yüzden Çin'deki heykellerin birçoğuna gelince, onların belirli bir sanat okulunun karakteristik özelliklerini benimsemiş olması gibi bir durum yoktur. Onlar sadece henüz gelişmemiş olan tekniklerin sonuçlarıdır.

Böylece şu anda, geniş ve çok basit terimlerle, insan sanatının gelişimini ve kökenlerinin ana hatlarını çizmiş oldum. Geçmişteki sanat dalları, genellikle Tanrıları tasvir ederdi ve Tanrılar bu şeyleri insanoğluna şunu söylemek için aktarmıştı: Tanrılar insanoğlunu korumaktadır ve insanoğlu iyi şeyler yaptığında, bu durum, onlar açısından iyi neticeler doğuracaktır.

Genellikle, bir sanatçının eserinde, ifade etmek veya tasvir etmek istediği bir tema veya amaç olur. Yani, bir tablo yapmayı planladığınızda veya bir resim için bir tasarım formüle ettiğinizde, anlatmak veya tasvir etmek istediğiniz şey, ifade etmek istediğiniz anlam -hepsi bütün bunların içerisindedir. Yani bir başka deyişle, her eserin kendi hikâyesi vardır. Fakat bir başka sorun daha var. Günümüz insanları geleneksel Batı sanatlarını incelerken, özellikle de Rönesans döneminden gelen eserleri incelerken, sadece boyama tekniklerine ve yaklaşım tarzlarına bakıyorlar -ve hatta bu öyle bir şey ki, sadece o kişiler temel teknik anlayışlarını biliyorlar. Resimlerin neyi ifade etmekte olduğunu bilen insan sayısı çok az. O yüzden resimlere ve heykellere baktığımda, benimle olan uygulayıcılar bana: "Bu resim neyi anlatıyor?" diye soruyorlar ve ben de anlatıyorum. Tabii ki, hepiniz sanat ile uğraşıyorsunuz ve çok şey biliyorsunuz, fakat bu konuyu niçin birlikte incelemiyoruz? Hadi buraya birkaç resim getirelim ve onların neler ifade ettiğini ve niçin o şekilde ifade edildiklerini sizlere anlatayım. (Alkış)

Herkes otursun. Az önce o resimlerin neler ifade ettiği hakkında konuşurken, neler söylemiş olduğumu anladınız. Dafa uygulayıcılarının ne yaptıklarını bilmesini sağlamak istiyorum; o yüzden niçin aynı zamanda sizler de düşüncelerinizi paylaşmıyorsunuz, tamam mı?



***************************************



Soru: Yapılan zulmü resmetmek istiyoruz. Dafa uygulayıcılarının zulme uğradığı sahneleri resmedebilir miyiz?

Shifu: Evet yapabilirsiniz. Dafa uygulayıcılarının zulme uğramalarını, Fa'yı çalışmalarını ve egzersizleri yapmalarını resmedebilirsiniz. Veya Dafa'nın geniş çaplı yayılmasının ardından Tanrıların ve cennetlerin manzaralarını resmedebilirsiniz -bütün bunlar resmedilebilir.

Soru: Dafa uygulayıcılarının gerçekleri açıklama veya Fa'yı yayma sürecini veya yürüyüş, geçit töreni gibi şeyleri gösteren birtakım sanat işleri yaratabilir miyiz?

Shifu: Evet bütün bu şeyleri resmedebilirsiniz. Buradaki önemli husus, yaptığınız işin planlamasının ve yaratımının üst seviyede olmasıdır.

Soru: Shifu, Çin sanatı birtakım fikirleri veya duyguları iletmeyi amaçlıyor. Örneğin, en ünlü Çinli ressamlar kendi düşüncelerini veya hislerini iletmeyi amaçlıyor ve manzara resimleri yapıyorlar. Bizler de bu şekilde yapabilir miyiz?

Shifu: Belirli düşünceleri veya duyguları ifade etmenin herhangi bir sakıncası yoktur. Çin tarzı resimler yapmanın ve manzara resimleri yapmanın da bir sakıncası yoktur. Onlar Dafa uygulayıcılarının eserleri olduğundan dolayı, bu şekilde sergilenebilirler. Fakat sizler Dafa uygulayıcılarısınız ve şu anda herkes Fa'yı onaylıyor ve canlılar için bir gelecek yaratıyor; dolayısıyla, gerçekleri açıklamak için elinizden gelenin en iyisini yapmalı ve şeytanı ifşa etmeyi en öncelikli sıraya koymalısınız -özellikle de bu zaman süreci esnasında. Bu, Dafa uygulayıcılarının sorumluluğudur. Şeytanı ifşa eden, Dafa'yı ve Tanrıları hedefleyen işlere ağırlık vermeniz ve o gibi eserleri odak haline getirmeniz daha iyi olacaktır. Dafa uygulayıcılarının diğer eserleri de sergilenebilir.

Soru: Duyguları ve düşünceleri iletmeye çalışmak, sapmış bir şey değil midir?

Shifu: Ben duygu ve fikirleri sergilemekten bahsederken, tablolarınızın veya çizimlerinizin içsel anlamlarını göstermesinden bahsediyorum. Eğer insanlar duygularını geleneksel ve erdemli olan ahlaki bir temel üzerinden sergileyebilirlerse, o zaman bir problem yoktur. Kilit nokta, eserinizi yaratırken doğru düşünceleri kullanıp kullanmadığınız veya o sözüm ona modern kavramların peşinde olup olmadığınızdır; ayrıca konuları resmederken geleneksel ve uygun metotları veya Modernist fikirleri kullanıp kullanmadığınızdır. Problem duyguların veya fikirlerin kendisinde yatmamaktadır.

Soru: Shifu şunu sormak istiyorum: az önce anlattığınız eserlerin hepsi Batılı Tanrılara ait olan görüntüler idi. Peki o zaman bizler Dafa uygulayıcıları olarak, Çinli ve Batılı elementleri birlikte nasıl harmanlayacağız? Kendi Doğu karakterimizi muhafaza etmeyi sürdürürken, bu gibi bir tabloyu referans olarak kullanmayı nasıl başaracağız?

Shifu: Aynı eser içerisinde [her iki Tanrıyı da] Doğu veya Batı imgesi ile çizmenizde bir sorun yoktur. Fa-düzeltmesi esnasında, çok sayıda farklı Tanrılar pozitif roller oynadılar. Çok sayıda Çin resmi iyidir ve bu şekilde kabul edilebilir. Yaklaşımlar ve yetenekler üzerinde daha fazla gelişin. Bunlar sorun değildir. Fakat hem Çin tarzı boyamayı hem de Batı tarzı yağlı boya tekniğini aynı eser üzerinde uygulamak zor olur gibi görünüyor. Doğu ve Batı yaklaşımını harmanlayan bir örneği henüz hiç kimse oluşturmadı. Bunu karman çorman bir mesele haline dönüştürmeyin.

Soru: Şunu söylemek istiyorum: Yüksek bir seviyeden bakıldığında, Doğu ve Batı tipindeki çok sayıda Tanrı, Buda seviyesinin altında bulunuyor, dolayısıyla, eğer bizler büyük bir eser yaparsak ve içine hepsini dâhil edersek, bunda bir sorun olur mu?

Shifu: Hem Doğu hem de Batı tipindeki Tanrıları içeren büyük bir sanat eseri yaratmak istiyorsun -bunda bir sorun yoktur. Dolayısıyla, diyelim ki, bazı Taolar çiziyorsun ve ihtiyacın olduğu için Batılı tipte Tanrılar da çiziyorsun ve onların hepsi aynı resim içerisinde bulunuyor. O zaman bunda bir sorun yoktur. Fakat eğer aynı tablo içerisinde, tablonun bir yanında yağlıboya tekniği öteki yanında ise Çin boyama tekniği kullanırsa, o zaman bunun olmayacağını söyleyeyim.

Soru: Benim bir başka sorum daha var. Yaptığımız sanat işlerinde esasen ışıklı ve iyi şeyleri resmetmeliyiz. Fakat bazı eserler, içsel anlamlarının zenginliği sebebiyle içlerinde negatif karakterler barındırıyor. O zaman görüntü içerisinde kontrasta sahip olabiliyorsunuz. Bu negatif karakterleri ele alma şeklini sormak istiyorum -görüntü olarak onlar karanlık köşelere yerleştirilmeliler- fakat biz onları o şekilde çizebilir miyiz?

Shifu: Evet yapabilirsiniz. Aslında, şu resme bir bakın. Kötü ruhlu polis bir Dafa uygulayıcısını dövüyor. Kötü polis üzerinde kullanılan renk ile Dafa uygulayıcısı üzerinde kullanılan renkler farklı, fakat çok uyumlular ve genel anlamda çok dengeliler, dolayısıyla burada bir problem yok. Bu sizin kullandığınız teknik ve onu nasıl iyi bir şekilde planladığınız ile ilgilidir.

Soru: Shifu size şunu sormak istiyorum: Çin kaligrafisi bir sanat formu mudur? El yazısı (kursiv) stildeki kaligrafi doğru ve erdemli midir?

Shifu: Günümüzde ona kaligrafi diyorlar, fakat o geçmişte sadece 'yazı' idi. Son zamanlara gelinmesi üzerine insanlar yazı yazmak için artık fırça kalemler kullanmıyorlar, o yüzden de onu bir sanat formu olarak görüyorlar. Aslında, o sanatın içsel anlamını taşımaktadır. O şimdi bir sanat formu olarak kabul edildiği için sanat sergilerinde ona bir güzel sanatlar dalı olarak muamele edebilirsiniz.

Kaligrafinin el yazısı stiline gelince, nispeten konuşacak olursak onlar, negatif taraflarından zevk alan insanların zihinsel durumlarının bir yansımasıdır. Tanrılar insanlara Çin karakterlerini yaratmaları konusunda yardım ederken, el yazısı formu gibi şeyler yoktu. Aslında ben hiç kaligrafi çalışmadım ve o konuda pek de iyi sayılmam. Fakat insanlar benden sıklıkla onlar için bir şeyler yazmamı istiyorlar, o yüzden ben de resmi yazı biçimini kullanıyorum. Resmi yazı stilini tercih ettiğimden değil -sebebi şudur: resmi yazı stilinde yazdığınız zaman bunu el yazısı biçiminde yapmanız mümkün olmuyor. Eğer el yazısı biçimde yazılırsa, o artık resmi yazı stili olmuyor. O yüzden insanlar fikir ve kanılarına ya da düşünce karmalarına boyun eğmişken, el yazısı stilinde yazmaları, onlar açısından zordur. Bu perspektiften bakıldığında, resmi yazı stilinde yazmayı seviyorum.

Soru: Kaligrafik karakterlere gelince, şunu fark ettim: Bazı Dafa uygulayıcıları kaligrafi stili seçtiklerinde, [Shifu resmi yazı stili ile yazdığı için] genellikle resmi kaligrafi stilini tercih ediyorlar. Bütün kaligrafi stillerini kullanabilir miyiz diye sormak istiyorum?

Shifu: Evet kullanabilirsiniz. Her türden kaligrafi stilini kullanabilirsiniz. Fakat el yazısı (kursiv) stilinin insanların negatif yanlarını fazlasıyla hoşnut ettiğini düşünüyorum ve onun içinde çok fazla insanoğluna has yüzey elementler bulunuyor. Bir kişi gerçekten doğru düşüncelere ve doğru davranışlara sahip olduğunda, o şekilde yazamaz. O tip yazı esasen, insanların, insani fikir ve kanılardan haz aldıkları zaman kullanılır. Ciddi durumlar içerisinde, kişinin zihinsel durumu bir tür çılgınlıktır ve onun erdemli kısmı zayıftır.

Soru: Benim bir başka sorum var ve sorum üç temel renk hakkında. Shifu üç ana rengin diğer boyutlara tekabül ettiğinden bahsetmişti. İnsanlar tamamlayıcı renklerden de bahsederler. Dolayısıyla bu üç ana rengi ne şekilde anlamalıyız? Burada, insanlar arasında, renkleri ışığın oluşturduğunu söyleriz, çünkü ışık olmadan renkleri göremeyiz. Fakat o zaman, diğer boyutlar da ışıkla dolu olduğuna göre, oradaki renklerin arasındaki farklılıklar nasıl?

Shifu: Evet, insanlar diğer renkleri elde etmek için resimlerinde üç ana rengi karıştırabilirler ve insanların tayfındaki üç ana renk, tayftaki diğer renkleri yansıtabilir. Fakat o renkler sadece insanların fiziksel boyutunun ürünleridir ve diğer boyutlardakinden farklılardır ve aynı zamanda madde türü de farklıdır. Bazı insanlar nesnelerin görüntüsünün ışığın neticesi olduğunu söyler ve bu bir resimdeki ışığın veya gölgenin nasıl göründüğünü ve renklerin nasıl ortaya çıkacağını da içermektedir. Bu doğru değildir. Işık ister olsun ister olmasın, nesneler aynı biçime sahip olmayı sürdürürler -ışığın tek yaptığı şey, insanlara ışığın veya karanlığın görsel etkisini vermektir. Renkler, ışığın şiddetindeki değişimlerden etkilendiğinde yanlış algılanabilir, fakat o gerçek anlamda rengi değiştirmez veya nesnenin biçimini değiştirmez. Xiulian anlamında konuşacak olursak, ışık insanların gözlerini engelleyebilir ve yanlış etkiler yaratabilir. Çok sayıda başka boyutta güneş yoktur ve çok sayıda başka boyutlarda da her şey kendisine ait yumuşak bir ışığın içine batmış durumdadır. Güneş olmadan [veya bir boyutta güneş yok ise] nesnelerin görüntüsü ve durumu hala aynıdır. Bazı boyutlarda, tüm maddeler, göze yumuşak gelen belli belirsiz bir ışık saçar ve o boyutta bulunan canlılar da bunu görürler. O tipteki bir boyutta, güneş gibi doğrudan bir ışık kaynağı yoktur, fakat gördüğünüz nesnelerin şekli hala oldukları gibidir.

İnsan gözleri ile bakıldığında, diğer boyutlar parıldar ve oradaki nesnelerin renkleri ve biçimleri değişmeden kalır. [Elbette, Tanrılar ve Tanrılara ait her şey değişebilir. Nesnelerin varoluş biçimleri, insanların düşündüğü gibi sözüm ona sabit durum içerisinde değildir.] Genelde renkli neon ışıkları gibidirler ve ışıkların renkleri ve biçimleri ışıktan etkilenmez. Eğer bir canlı, o boyutta yaşayan bir canlı ise, insanların o boyutu gördüklerinde hissettikleri hissi yaşamazlar. Aynı size daha önce anlatmış olduğum gibi: moleküllerin de enerjisi vardır ve insanların bunu hissedememesinin sebebi, gözler de dâhil olmak üzere, insanlara ait olan her şeyin moleküllerden meydana gelmiş olmasıdır. Benzer şekilde, [moleküllerden daha düşük seviyede bulunan] ve daha büyük parçacıklardan meydana gelmiş olan bir canlı, insan vücutlarının ve insan boyutunda bulunan her şeyin parıldadığını ve enerjiye sahip olduğunu görmektedir. Bu, daha önceden bahsetmiş olduğum [her şeyin bir güneş olmadan da parıldıyor olduğu boyuttan] daha farklı bir kavramdır. O, nesnelerin kendisinin ışık yaydığı bir boyuttur.

Bu insan boyutu, Fa-düzeltmesi için özellikle yaratılmış olan bir boyut olduğundan dolayı, Üç Diyarın sınırlarının dışında bulunan her şey tamamen farklıdır. Üç Diyar ile aynı seviyede bulunup daha geniş olan diğer birçok boyutta, tüm objelerin yapıları değişmektedir ve onların hepsi, bu insan boyutundakilerden farklıdır. [İnsanların bu dünyada görüyor olduğu] objelerin kendilerini gösterme biçimleri ile "parlaklık ile karanlık arasındaki ilişki" tamamen farklıdır. Dolayısıyla, insan dünyasında tezahür eden "parlaklık ile karanlık arasındaki ilişki" insanlar için özellikle yaratılmış olan bu ortamdaki bir görünümdür. Cennetlerde bulunan Tanrılar ve çok sayıda kozmik vücut, parıldayan veya ışık saçan bir güneşe doğrudan sahip değildir. Fakat ışık saçan birden fazla güneşi olan çok sayıda kozmik vücutta var olmaktadır. Bazı yerlerin güneşleri vardır, bazı yerlerin ise yoktur. Farklı seviyelere ait olan canlılar, ışığı farklı şiddette hissedebilmektedir ve onların hepsi, ışığın farklı seviyelerdeki var oluş formlarına uygunluk gösterirler. Bir uygulayıcı yazdığı makalede üç ana rengin Zhen-Shan-Ren ile bağlantılı olduğundan bahsetmişti. Bu onun kendi hissi idi ve onun uygulamasından kaynaklanan bir görüş idi ve o, Zhen-Shan-Ren'in en temel, gerçek doğası değildir.

İnsanlar cennetlerin görüntülerine şahit olduklarında şok olurlar ve: "Bunu resmetmek için hangi renkleri kullanmalıyım?" diye düşünürler. İnsanlar, yüzeyde bulunan ve moleküllerden oluşan maddeyi görebilirler, onlara dokunabilir ve onları kullanabilirler. Fakat moleküllerden daha mikroskobik olan parçacıklardan oluşan şeylere gelince, sıradan insanlar sadece onların enerjilerini hissedebilir. Moleküllerden daha mikroskobik parçacıklardan oluşan boyutlardaki maddelerin renkleri, insanların yaşadığı bu boyut içerisinde bulunamaz. Aslında, moleküller de enerjiye sahiptir. Sadece enerjiye de sahip değillerdir, aynı zamanda enerji etkisine de sahip olabilirler. Bu dünyada yaşayan insanlar bu enerjiyi hissedemezler, çünkü vücutlarının yapısı, gözleri, tenleri, kanları, etleri ve sahip oldukları her şey moleküler parçacıkların seviyesinin içerisinde var olan şeylerdir. İnsanlar kendileri ile aynı seviyede bulunan enerjiyi işte bu yüzden hissedemezler. Daha mikroskobik seviyelerin enerjilerini hissedebiliyor olmalarının sebebi ise, insan dünyasında var olan parçacıkların, mikroskobik parçacıklardan daha büyük olmasıdır. Yani bir başka deyişle, renkleri meydana getiren elementler sadece tek bir seviyenin parçacıkları değildir ve işte o yüzden yüksek seviyeli boyutlar, [bir düşük seviyeli parçacıklardan oluşan boyutlara nazaran] daha parlak ve daha ışıldar bir şekilde görünürler. Fakat o parlaklık, boyutların sınırını aşan bir türdür, o yüzden insan dünyasında o türden renkleri bulamazsınız. Parlak renkler kullansaydınız bile hala onları resmedemezdiniz. Fakat her ne kadar o boyutların kutsallığını resmetmek için o türden renklere sahip olmasanız da, tablonun kompozisyonunu ve o kutsal görüntülerin temasını göstermek için, insanların şu anda sahip olduğu pigmentleri kullanabilirsiniz. İnsanların pigmentleri, formları ve yapıları ifade edebilme yetisine sahiptir. Eğer Tanrıları, Tanrılara ait olan her şeyi kullanarak insan dünyasında tamamen resmedebilseydiniz, bu durum Tanrıların insan dünyasına gelmiş olduğu anlamına gelirdi.

Soru: Shifu Budaların, Taoların ve Tanrıların kıyafetleri hakkında birazcık konuşabilir misiniz? Veya onlar genelde nasıl giyinirler veya kendilerini genellikle nasıl süslerler?

Shifu: Genelde gördüğümüz, Budaların giysilerinin sarı kasaya olduğudur. Pusaları resmederken onları sadece antik Çin dönemi kadınlarının kıyafetleri içerisinde çizin. Song Hanedanlığı kadınlarının giyiniş şeklini ve kendilerini süsleme yöntemlerini taklit edebilirsiniz, çünkü en genel yöntem budur. Batılı imgesine sahip olan Tanrılara gelince, hangi dünyada olurlarsa olsunlar, kendilerini genellikle beyaz geniş bir kasaya ile örterler. Budalar kendilerini büyük bir sarı kasaya ile örter. Ve siyah görünümlü Tanrılar da kendilerini büyük bir kırmızı kasaya ile örterler. Elbette, daha fazla çeşitliliklerin tezahürleri de var olmaktadır ve daha yüksek seviyelerde de öyle. Hiçbir şey giymeyen bazıları da vardır; her türlü elbise giyenleri ve oldukça sade şekilde süslenenleri de. Her türden Tanrı var olmaktadır. Yaptığınız eserlerde, sadece insanların kabul edebileceği şeyleri resmederseniz, genellikle yeterli olacaktır. Elbette ki, Taolar antik Çin elbiseleri giyerler -onlar genel Taolardır. Çok yüksek seviyelerde bulunan Taoların giydiği kıyafetler de aslında çok çeşitlilik gösterir.

Geçmişte, uygulayıcılar arasında şöyle bir olay vardı: Ne zaman olursa olsun veya hangi hanedanlık döneminde uygulamanızda başarıya ulaşırsanız, Tamamlanmaya ulaştığınız zaman giyeceğiniz şeyler o elbiseler olurdu. Durum genellikle böyleydi. Elbette ki, Budalar için durum farklıydı -bir kişi Budalığı elde ettiğinde, o kişi kesinlikle bir Buda'nın imgesine bürünür ve bir Buda'nın kıyafetini giyerdi. Kendilerini diğer tipteki Tanrılara doğru geliştirmiş olanlar, genelde uygulamasında başarıya ulaştığında, hangi kıyafeti giyiyor ise, o kıyafet onun giyeceği kıyafet olurdu. İçinizden kimler Wudang Dağında bulundu? Xuanwu'nun tasvirini gördünüz mü? Xuanwu'nun saçları, portresinde neden açık? Çünkü o uygulamasında başarıya ulaştığında saçları açık idi, o yüzden de onun imgesi, saçlarının olduğu şeklinde idi. Dağlarda çok uzun zamanlar boyunca meditasyon yapıyordu ve saçlarını bağlamayı çok zor buluyordu, o yüzden de saçlarını bağlamayı bıraktı ve uygulamasında başarıya ulaşana dek o şekilde kaldı.

Soru: Shifu antik resimlerde ve çizimlerde bazı Budalar elbiseler giyiyorlar ve bazılarının da omuzları görünüyor.

Shifu: Bazen insanlar Budaları kendi fikirleri temelinde çizerler. Örneğin Güney Asya sıcaktır, o yüzden orada bulunan Budist keşişler genellikle omuzlarını açıkta bırakırlar. Sağ omuzlarını açıkta bırakırlar, böylece de daha serin hissederler. Daha kuzeydeki bölgelerde ise, Budist keşişler sağ omuzlarını bir parça kumaş ile kapatırlar ve böylece üşümezler. Budaların dünyasında bu gibi bir kavram yoktur. Giyinme biçimleri, genellikle sağ omuzlarını açıkta bıraktıkları şekildedir. Çinli insanlar Budaları çizdikleri zaman, omuzları tamamen kapatmaları gibi bir düşünme biçimine sahiplerdir, fakat aslında Tanrıların giyinme şekilleri bu şekildedir. Batı tipindeki Tanrılar da omuzlarını açıkta bırakırlar çünkü bu tip bir giyinmenin kol düzeni yoktur ve eğer her iki tarafta kapatılırsa hareket etmek zorlaşır.

Soru: Resim çizmeyi öğrenirken, temel yetenekleri öğrenmenin niçin çok zor olduğunu sormama izin verin. Ayrıca onları öğrenebileceğimiz iyi bir yer bulmakta çok zor. Çin'de resim üzerine çalışanlarımız, yeteneklerini nasıl daha fazla geliştirebilirler?

Shifu: Bunun temel sebebi şudur: Batı ülkelerinde eğitim, modernist okulların düşüncelerinin tesirinde fazla kalmıştır. Öğrencilerin temel niteliklerinin eğitimi üzerine kesinlikle odaklanmıyorlar. Buna ek olarak, çok sayıda öğretmen ve Profesör, Modernist okulun bir parçası haline gelmişler ve kendileri bile anlamıyorlar veya boyama ve çizim hakkındaki en temel, genel bilgiye bile sahip değiller. Temel şeyler üzerinde uzmanlaşmaya gelince, bu sadece kararlı çalışmalar ile gerçekleşebilir. İlk başta, kişi cansız doğa resmi yapmalı ve yapıların ve de görsel perspektifin üstesinden gelmeyi öğrenmelidir. Durağan objeleri iyi bir şekilde çizmeyi başarabildiğinde, taslak çizim çalışmaları yapması gerekir ve ardından da renkleri doğru şekilde kullanmayı öğrenir. Adım adım boyamanın ve çizimin temellerine hâkim olur. Temel yetenekler, bir ressamın veya bir heykeltıraşın uzmanlaşması gereken bir şeydir.

Soru: Çin'de insanların o kadar uzun bir süre manzara çizmesinin sebebi neydi? Elbette, Çin'de Budaların imgesini betimleyen çizimler de var, fakat Çin'in tarihi boyunca tabloların büyük çoğunluğu manzara tabloları.

Shifu: Çin resmi duyguları ve düşünceleri iletmenin arayışındadır; belirli bir düşünsel alanı yakalamanın ve içsel anlamları iletmenin arayışındadır. Büyük çoğunluğunun manzara tabloları olmasının sebebi budur. Netice itibarı ile Çinli insanlar yarı Tanrısal bir kültüre sahiplerdir. Zihinlerinde, insanları çizme isteği pek fazla yoktur ve aynı zamanda daha önce konuştuğum sebepten de dolayıdır. Dolayısıyla tabloların çoğu manzara resimleridir, fakat insanları resmetmiş olanları da vardır. Fakat genellikle model kullanmazlar ve yaptıkları işler tamamen kendi zihinlerinde üretilir. İyi olan şey, bu yolla kirletilmemektedir. Elbette bu, onların gerçek insanları hiçbir şekilde resmetmedikleri anlamına gelmiyor. Tarihten birtakım kahraman figürlerini ve insanların hürmet ettiği kişileri resmettiler. Son zamanlara gelindiğinde, resimlerin temaları farklı alanlara doğru yöneldi. Aslında, keşfedilmiş olan en eski Çin resimleri, Tanrıların resimleridir ve antik dönemlerden bugüne gelene dek, tapınaklarda ve manastırlarda, Budaların Taoların ve Tanrıların resimleri her zaman için olmuştur.

Soru: Çin resminde çizgiler baskın, renkler yumuşak ve ılımlı; Batı resminde ise resimler renkler konusunda oldukça titiz. Bizim Çin resimlerimizdeki renklerin, Batı resimlerindekiler gibi olması gerektiği doğru mudur?

Shifu: Hayır. Doğu resmi Doğu resimlerine has olan karakteristik özelliklere sahip olmalıdır. Onları sadece olması gerektiği gibi çizin. Bir kez değiştirildiklerinde, onlar artık Doğu resmi olmazlar. Doğu resimleri, hatlara odaklanır. Fakat Batı resimlerinde hatları çizemezler ve eğer hatları çizerseniz doğru olmayacaktır, çünkü onların kompozisyonu ışık ve gölge ile gerçekleştirilmektedir.

Soru: Shifu bizim tablolarımızda ve resimlerimizde fikirleri naklediyor veya bir şeyleri gerçekçi bir şekilde çiziyoruz. Biz bir şeyler çizdiğimizde veya boyadığımızda, Fa bedeninizin o esere gittiği doğru mu? (Herkes gülüyor)

Shifu: Hayır, Fa bedenim bunu yapmaz. (Herkes gülüyor) Onun sadece düşünmeye ihtiyacı vardır ve sizler nasıl çizeceğinizi bileceksiniz. Fakat eğer "Şimdi anladım. O zaman onu Shifu'ya çizdireceğim," diye düşünürsen (Herkes gülüyor) -bu şekilde yapamazsın.

Soru: Ressamın sıra dışı duruma girebildiği bir anda, yapacağı işler sıradan olanın ötesine mi gider?

Shifu: Hayır, sıradan olmanın ötesine gitmesi gerekmiyor. Durum ne olursa olsun, ressam mantıklı olmalı ve normal bir şekilde davranmalıdır. Aynen Dafa uygulamanız gibi, her şey normaldir. Eğer o bir Dafa uygulayıcısının çizmesi gereken bir şey ise, o zaman onu sadece iyi bir şekilde çizin. Birtakım durumların içerisine girmek gibi bir şey yoktur ve bu gibi düşüncelere sahip olmamalısınız.

Soru: Shifu ben farklı insan figürleri çizmek istiyorum. Siyah görünümdeki Tanrıların kırmızı kasaya giydiklerini söylemiştiniz. Fakat onların saçları nasıl görünüyor bilmiyoruz.

Shifu: Genellikle, eğer Batılı görünümündeki Tanrıları resmetmek istiyorsanız, Rönesans dönemi sanat eserlerini referans olarak alabilirsiniz ve o dönemin işlerini takip edebilirsiniz. Batı Rönesans dönemindeki Tanrı imgeleri doğrudur. Genel anlamda konuşacak olursak, yetişkin Tanrıların büyük bir bölümünün bıyıkları veya sakalları vardır, fakat tabii ki olmayanlar da vardır. Budaların genelde yoktur, fakat küçük bir kısmında vardır. Siyah görünümlü Tanrıların saçları da benzer şekildedir -kısa, kıvırcıktır; çünkü Tanrılar insanları kendi görünümlerinde yaratmıştır.

Soru: Ben okulum için bir resim yaptım ve o temel anlamda kişisel bir portre. Onu yaparken çok büyük bir özen gösterdim ve herhangi bir düşüncenin rol oynamaması için elimden gelenin en iyisini denedim. İnsanların tepkilerinin oldukça iyi olduğunu gördüm ve onun kompozisyonu da mucizevî bir şekilde iyi olmuştu. Benim sorum şu: bizler çizdiğimiz şeye çok dikkat ettiğimiz müddetçe daha iyi bir hale mi dönüyor? Shifu bu konuda bize rehberlik edebilir mi?

Shifu: Göreceli olarak konuşursak, resim yaparken ona çok özen göstermeniz gerekir. Eğer ona çok özen gösterirseniz herkes sizin onu iyi bir şekilde yapmış olduğunuzu söyleyecektir, fakat temel konuların üzerinde duran dönem ile karşılaştırdığınızda, hala noksanlığa sahiptir. Dolayısıyla şöyle düşünüyorum: Dafa uygulayıcıları temel yeteneklerini biler ve geliştirirse, resimlerini daha iyi yapacak ve geleceğin insanlarına erdemli bir yol bırakacaklardır. Elbette, tablolara büyük bir özen göstermek doğrudur.

Soru: Shifu'nun portresini yapabilir miyim?

Shifu: Pekâlâ, çok sayıda insan benim heykellerimi veya resimlerimi yaptı, fakat en sonunda hiçbiri bana benzemiyordu. Beni resmetmenizde bir sorun yoktur, bu bir problem değildir. Bakmak için benim sadece bir fotoğrafımı kullanabilirsiniz.

Soru: Shifu biliyorum ki, çok sayıda uygulayıcı gerçekten de Shifu'nun resmini yapmak istiyor ve özellikle de diğer boyutlardaki imgeleri. Resimlerin bazıları Shifu'ya benziyor ve o zaman onların gerçekten de sizin Fa bedeninizin gücünü taşıdığını hissediyorum. Fakat boyanmış bu porteleri ne yapmamız gerekiyor, çünkü netice itibarı ile onlar Shifu'nun resimleri -ve o taslakları ne yapacağız?

Shifu: Eğer o taslakların yakılması gerekiyorsa, o zaman yakın. Fa-düzeltmesi döneminde bu bir sorun değildir, Dafa uygulayıcıları Fa'yı onaylama işine öncelik vermelidir.

Soru: Peki o zaman iyi bir şekilde çizilmiş olanları ne yapmalıyız? Onların önünde tütsü yakabilir miyiz?

Shifu: Onları sadece tablo olarak görün.

Soru: Shifu sizin bugünkü konuşmanızı dinledikten sonra zihnim ve düşüncelerim çok daha genişledi. Fakat bunları not alabilir miyiz diye merak ediyordum, çünkü çok sayıda insan burada değil ve o kişiler sanat konusunda bayağı başarılılar.

Shifu: Şu an öğrettiğim Fa ilkeleri düzenlendikten sonra bir bakacağım.

Soru: Güzel sanatlar eserleri yaratma konusunda kafamda bir şey canlandıramıyordum fakat şu an çok netim ve çok mutluyum.

Shifu: Size bugün öğretmek istediğim Fa tam olarak budur.

Soru: Bir sorum daha olacak. Örnek olarak beni ele alayım. Üzerinde çalıştığım her şey Batı resmi üzerine. Fakat Çin fırça resmini de gerçekten çok seviyorum. Resim yaparken tasvir edilen şeye odaklanmakta ve sadece geleneksel metotlar ile kendimizi sınırlamamakta bir sorun var mıdır?

Shifu: Eğer her iki dünyanın [teknik anlamda] en iyi şeylerini almak istediğini söylüyorsan, öyle görünüyor ki, bazı insanlar bunu daha önceden denediler. Deneyebilirsin, fakat uyumlu bir şekilde görünmesi gerekiyor, ona bakanlara dengeli ve doğal bir şekilde görünmelidir. Fakat bunu denedikten sonra, Batıdan ve Doğudan gelen sanatsal kültürü bir arada ortaya koyan bir yolu hala bulamadığını hissedebilirsin.

Soru: Saygılar Shifu. Yapacağımız resimlerde kanatlı melekleri kullanabilir miyiz, örneğin hem Doğudan hem Batıdan olanlarını birlikte kullanabilir miyiz?

Shifu: Fa-düzeltmesinde, tamamen pozitif rol oynayan Tanrılar arasında hem Doğu hem de Batı insanları görünümünde Tanrılar bulunmaktadır. Ayrıca çeşitli görünümlerde olanları da vardır. Bu tamamen sizin tablolarınızda ifade etmek istediğiniz şeye bağlıdır, yani kompozisyonun gereksinimi olan şeye. Örneğin Batılı tipteki Tanrıların bazılarının kanatları vardır, bazılarının ise yoktur. Bu, yaptığınız tablonun kompozisyonunun, konuları ne şekilde tasvir ettiğine bağlıdır. Size şunu söyleyeceğim: düşük seviyelerde bulunan Tanrılar buraya Fa'yı yaymaya geleceğimi biliyorlardı, o nedenle eski güçler onu nasıl yayacağıma ve toplumdaki durumlara tesir etmek için onları ayarladılar. Elbette ben bunu onların istediği şekilde yapmayacaktım. Fa'yı yayarken Fa-düzeltmesi yapmak için alacağım görüntü, o dönemde, tüm Tanrılar için en önemli husus idi. O zamanlar düşük seviyelerde bulunan Budalar ve Taolar hangi görüntüyü seçeceğim konusu üzerinde tartıştılar ve Taoizm bunun neticesi olarak yaratıldı. Taolar, bir Tao imgesi almamı istiyorlardı ve benim [Tao gerçeklikleri ile] "Tao Fa"yı öğretmemi istiyorlardı. Fakat Tao'nun "tek bir uygulayıcı yaklaşımı" ile aktarıldığını kendileri de biliyordu. O durumda tek bir uygulayıcı yaklaşımında, tüm yaşamları nasıl kurtarabilecek ve Dafa'yı nasıl yayabilecektim? Bir işe yaramayacaktı, o yüzden de bir yol düşündüler ve dünya üzerinde bir din başlattılar ve bu da Taoist dininin ortaya çıkmasına sebep oldu. Ayrıca, daha sonraları, Taoist dini içerisinde birçok Tao, Budalara ve Pusalara da bölündü ve Taoların göksel diyarları gerçekten de cennetler içerisinde var olmaya başladı. Bunun sebebi, benim Tao imgesini seçmemi istiyor olmaları idi. Budaların tarafında ise, bir Buda imgesi seçmem için gereken koşulları onlar da oluşturmuşlardı. Bir Buda imgesi kullanmam gerektiğini, merhametli olmamı söylediler, çünkü ben tüm yaşamları kurtarmak istiyordum. Fakat Çin topraklarına reenkarne oldum. Eğer Batıya reenkarne olmuş olsaydım, o zaman Batı tipindeki Tanrılar da bunun için gereken koşulları yaratacaklardı. Dolayısıyla, Taolar ile Budalar arasında gerçekleşen tartışma, işte bu şekilde doğmuştu. İstemiş olduğum şeyleri sonlandırdığım an, görüntü konusundaki tartışmalar da son buldu. Eski güçlerin düzenlemelerini takip etmedim.

Cennetlerde bulunan Tanrılar, [ne türden Tanrılar olurlarsa olsunlar] her ne zaman cennetlerde bir şeyler olsa, onu bir arada tartışırlar. İsa'nın dünyaya gelerek insanları kurtarması da Tanrılar tarafından konuşuldu ve tüm Tanrılar tarafından hep birlikte koordine edildi, çünkü dünyada gerçekleşen önemli olaylar cennetleri etkilemektedir. Bir Buda, Fa'yı yaymak istediği zaman, eğer diğer Tanrılar bunu kabul etmezler ise, yapılamaz. Budalar ile Taolar arasında gerçekleşen tartışmalar ile ilgili az önce bahsettiğim şeyler geçmişte kaldı, çünkü Fa'yı yayma meselesine karar verildikten sonra, artık kavga edecek bir şey kalmadı, o yüzden herkes iyi oldu.

Soru: Suluboya, Çin resimleri ile birazcık da yağlıboya tablolar ile benzerlik gösteriyor. Bazı eserlerde suluboya kullanıldığı gibi Çin boyama tekniği de kullanılıyor.

Shifu: Suluboyanın temelleri Batıya hastır, dolayısıyla suluboya bir Batı boyama tekniğidir. Boyanın kendisine gelince, sizi suluboya veya Çin resmi yapmaktan alıkoymaz. Çin tabloları yapmak için suluboya kullanmanızda herhangi bir sorun yoktur ve yağlıboya resimler yapmak için suluboya kullanma yaklaşımınız da problem değildir. Suluboyanın kendisi Doğu ve Batı boyama yöntemlerini kapsamaz; yani bir başka deyişle, hangi türde boyayı kullanacağınız veya ne türden bir resim yapacağınız, boyama yönteminizden daha farklı bir meseledir. Doğu ve Batı resimleri arasındaki farklılıklar, sadece renklerin kullanılma yoğunluğu ile sınırlı da değildir. Her birinin içsel anlamı, bu iki türdeki kültür tarafından tamamlanmakta ve desteklenmektedir.

Birçok insan Doğu ve Batı boyama tekniklerini birleştirmeye çalışmıştır, fakat aslında hepsi başarısız olmuştur. Çin resmi ve Batı resmi sadece boyama teknikleri yaklaşımı anlamında ve yüzeydeki boya kullanımı anlamında farklılıklar göstermez. Resimlerin ardında sınırsız etnik kültürler var olmaktadır. Her bir kültürde var olan tüm farklı yetenekler ve teknikler, bir bütün olarak, o insanların kültürünün zirvesidir. Aslında, Doğu ve Batı sanatını karıştırmak, yapılabilir bir şey değildir -Doğu ve Batı kültürleri tamamen birbirine karışmadığı, köksüz ve de çarpık bir hale gelmediği müddetçe.

Soru: Cennetin ve Dünyanın oluşturulmasını resmetmek istiyoruz, yani bir başka deyişle kozmostaki eski güçlerin yok edilişini ve iyi şeyleri. Yani, kozmik vücudun iyi bir hale gelmesini ve kötü şeylerin aşağı indirilmesini. Bu türden bir sahnede, Tanrıların imgesini kullanmak en iyi yaklaşım olur mu? Ya da sadece renkte birtakım değişiklikler mi yapmamız gerekiyor? Sanırım muhtemelen Shifu'nun daha önceden bahsetmiş olduğu şeyleri dâhil etmek en iyisi.

Shifu: Soyut bir biçimde çizemezsiniz. Tasvir edilen olgular orada bulunmak zorundadır. Bir başka deyişle, doğru ve erdemli yola geri dönmelisiniz.

Soru: Shifu'nun henüz bahsetmiş olduğu aslanlar gibi cennetlerdeki olağanüstü hayvanlar anlamında ve ejderhalar, anka kuşları gibi diğer hayvanlar anlamında konuşacak olursak -örneğin ejderhaları ele alalım. Ölümsüz ejderhalar bulunuyor ve Shifu'nun eski makalelerinde bahsetmiş olduğu kırmızı kötü ejderhalar da var -"Kızıl Ejderha Öldürüldü" jingwen'indeki gibi. Bu ejderhalar arasında farklılıklar var mı?

Shifu: Ejderhaların dış görünüşleri aynıdır. İyi ve kötü ejderhalar vardır. Şeytani ejderhalar, iyi ejderhalar ve Tanrısal ejderhalar vardır. Göksel cennetlerde ve Budaların cennetlerinde genelde görülen ejderhalar ışık altında kızıllaşan altın renkli ejderhalardır. Açıklamak istediğim bir nokta var: Doğu kültüründe tanımlanan ejderhalar ile batı kültüründe tanımlanan ejderhalar aynı yaratıklar değillerdir, onlar aynı türe ait canlılar değillerdir. Doğu kültüründeki ejderhalar farklı renklere sahiplerdir, bazıları siyah-beyaz balıkların rengi gibi bir renge sahiptir, aynı zamanda kırmızı olanlar da vardır, sarı, beyaz ve siyah olanlar da vardır. Onlar farklılardır çünkü ejderhaların seviyeleri arasında da farklılıklar vardır. Cennetsel ejderhaların, dünyasal ejderhaların ve suda yaşayan ejderhaların arasında farklılıklar bulunmaktadır. Batı kültüründe bahsedilen ejderhalara gelince, onlar cehennemde bulunan kötü tipteki bir yaratıktır. Çoğu zamanlar, Çinli insanlar ejderhalardan bahsettiğinde, Batılılar o ejderhaların kötü olduğunu düşünürler -onlar böyle hissederler. Aslında bu durum Doğu kültürü ile Batı kültürü arasındaki bir faklılıktır. Batılıların bahsettiği ejderhaların, bir ejderhanın kafasını az çok andıran bir kafası, zayıf bir boynu ve dinozorlar gibi çok büyük bir vücudu vardır ve tüysüz kanatları bulunmaktadır. Bu türdeki bir yaratık Batılı görünümündeki Tanrıların sistemi içerisinde var olan düşük seviyeli bir yaratıktır. Batılı tipte görünen Tanrıların sistemi içerisindeki cehennemdeki ejderhalar iğrenç bir ateş püskürtürler. Aslında, sanırım geçmişteki insanlar çeviri sırasında birtakım konularda uyumsuzlardı ve bu yaratığın ejderha olduğunu söylediler. O, Doğudaki ejderhadan farklıdır. (Shifu batılı uygulayıcıya soruyor) Söyle bana, Batılıların ejderha kavramı az önce anlattığım gibi değil mi? (Cevap: Evet)

Aslında, onlar aynı yaratıklar değillerdir. Batının cennetsel krallıklarında, genellikle Doğuda bahsedilen tipte ejderhalar yoktur, çünkü o, o sisteme ait bir canlı değildir. [Batılı insanların toplumuna tezahür eden] Batılı görünümündeki Tanrıların sisteminde en yüksekten en alt boyutlara ulaşana dek, o sistemdeki ejderhalar gibi bir şey yoktur, ayrıca o tür bir hayvanın herhangi bir tezahürü de yoktur. Fakat onların da Doğulu tipteki Tanrıların sisteminde bulunmayan birçok yaratığı vardır. Örneğin, Batıda eskiden yeryüzünde, bedeninin alt tarafı at, üst tarafı ise insan bedenine sahip bir tür hayvan vardı. Doğu dünyası sistemi içerisinde böyle bir şey yoktur. Dolayısıyla, bu sadece kültürler arasındaki bir fark değildir. Belirli şeyler diğer dünyanın sisteminde var olmamaktadır.

Soru: Shifu bir soru sormak istiyorum. Ben yağlıboya resim yapan biriyim ve iyi bir tablo yapmak bayağı uzun zaman alıyor. Bunu soruyorum, çünkü yapılan çok sayıda proje olduğunu biliyorum.

Shifu: Azimli Dafa uygulayıcılarının hepsi çok meşgul. Fa-düzeltmesi döneminde, gerçekleri açıklamaları ve yaşamları kurtarmaları gerekiyor. Ve bugün size söylediğim şeyler anlamında, burada bulunan ve özel yeteneklere sahip olanlarımızın da sanat eserleri üretmesi gerekiyor. Bu gibi işleri üretmek çok zaman alabilir ve bunun fazlasıyla farkındayım. Fakat endişelenmeyin, boyamak veya çizmek için zamanınızı değerlendirmek için elinizden gelenin en iyisini yapın. Sadece süreyi haddinden fazla uzatmayın. Yapabildiğiniz kadar resmedin ve eserler yeterince hazır olduğunda, onları bir sergide bir araya getiririz.

Soru: Shifu, benim sormak istediğim şey şu: ikisini nasıl dengeleyeceğiz? Sadece bolca zamanımız var ve bizler bir şey yaptığımız zaman bir başka şey yapamıyoruz.

Shifu: Doğru, o zaman her şeyi mantıklı bir şekilde planlayın. Sizden yapmanızı istediğim şey sadece diğer kişiler için değildir veya bu gibi şeyleri geleceğin insanlarına bırakmanız için değildir -o aynı zamanda sizin uygulamanız içinde faydalıdır. Siz hepiniz bu toplumun ortamı içerisinde yaşıyor olduğunuz için, bu zaman periyodundan çıkmak zorundasınız. Bir başka deyişle, insanların düşünceleri, fikir ve kanıları şu anda böyle; tüm insanlar büyük bir boya kazanının içerisinde bulunuyor ve siz bu gibi özel yeteneği olanlarınızın bu anlamda diğerlerinden daha fazla etkileneceği kaçınılmazdır. O durumda, sanat eserleri yaratma süreci esnasında ve doğru yola geri dönme sürecinde kendinizi temizlemiyor musunuz? Ve kendinizi sanatsal anlamda yeniden yükseltmiyor musunuz? Evet, kendinizi temelden değiştiriyorsunuz ve kendinizi kavramlarınız anlamında değiştiriyorsunuz. Kendinizi geliştirmiyor musunuz?



Editörün Notu: Konferansa ait tercüme devam etmektedir.