Avrupa Fa Konferansında Fa'yı Öğretme
Li Hongzhi
(30-31 Mayıs 1998, Frankfurt, ALMANYA)
Burada bulunan bazılarınız eski öğrenciler iken birçok kişi de yeni öğrenciler.
Fransa'ya Fa'yı öğretmeye giderken önce Almanya'da durmuştum. Bu yerin ortamına bakmak için gelmiştim. Bu benim Frankfurt'a ikinci gelişim fakat Avrupa'nın değişik bölgelerinden olan öğrenciler ile ilk buluşmam. Bu Dafa'yı hep birlikte uygulamak için bizi bir araya getiren şey sanırım önceden belirlenmiş ilişkidir. Buda sisteminde bizler önceden belirlenmiş ilişkilere inanırız. Burada bulunan birçoğunuz Fa'yı derinlemesine çalışmamış ve ona sık sık sıradan bir qigong'muş gibi davranıyor. Bu Fa'nın Çin'de yayılması onu 100 milyondan fazla insanın çalışması ve uygulaması ile sonuçlandı. Çin'in dışında bulunan bölgelerde de sayı oldukça fazla. Peki, bu neden böyle ve neden bu Fa'yı öğrenen insanların eğitim düzeyi nispeten yüksek? Birçok kişi, entelektüel çevrelerde tanınan kişiler. Çin'in birçok bölgesinde olduğu kadar, diğer bölgelerde de uygulama yapmakta olan nispeten daha yüksek sosyal mevkiye sahip insanlar var. Elbette sıradan qigong uygulamaları Çin'de ilk defa halka öğretildiğinde, uygulayıcılarının çoğu yaşlı insanlardı ve hastalığa sahip olan insanlardı. Bu yüzden insanlar onu bir tür fiziksel egzersizler olarak ve sağlıklı kalmalarını sürdürmelerine yardımcı olacak bir şey olarak ele aldı Elbette, qigong sıradan insan toplumunda kolayca görülmeyen bir takım süper normal olguları ele aldı ve bu ona mistik bir hava verdi, fakat o sadece bundan ibaretti
Birçok insan qigong'un ne olduğunu tam anlamıyla kavrayıp, anlayamamaktadır. Dafa'nın halka açıklanma zamanı geldiği için, qigong uygulamaları içerisindeki anlaşılması ve anlatılması güç, anlaşılmaz birtakım olayları açıklığa kavuşturduğum kadar, qigong toplumu içerisinde açıklanmamış olan olayları da gün ışığına çıkardım. Fakat çok sayıda insanın Dafa'yı çalışıyor olmasının sebebi bu değildir. Bunun sebebi bizim Fa'mızın insanların gerçekten Tamamlanmaya ulaşmasını sağlayabilmesi, insanların gerçekten kurtarılmasını ve xiulian sürecinde sizlerin yüksek seviyelere yükselmesini sağlayabilecek olmasıdır. İster zihinsel âleminiz olsun veya vücudunuzun fiziksel kalitesi, Fa farklı seviyelerin standartlarına ulaşmanızı gerçek anlamda sağlayabilir. O kesinlikle bu rolü üstlenebilir.
Az önce birçok insanın Fa'yı çalıştığından bahsettim. İyi eğitimli ve net fikirli insanlar bir şeyi genellikle körü körüne öğrenmezler. Bu kişiler Fa'yı bir kez öğrendikleri zaman genellikle çok kararlı olurlar çünkü onun değerini bilirler. Kitap cennetin birçok sırrını ifşa etmektedir ve dahası onun sahip olduğu içsel anlam devasadır. Xiulian uygulamasında ulaşmak istediğiniz seviye ne kadar yüksek olursa olsun, o size rehberlik edebilir. Daha önce hiç kimse insanoğluna bu Fa'yı öğretmedi. Ne kadar kitap okumuşsanız okuyun veya insan toplumundaki ulaştığınız başarılar ne kadar büyük olmuş olursa olsun, eğer Dafa'yı öğrenmemiş olsaydınız, bu bilgiyi elde edemezdiniz. Çünkü bu kişinin kitaplardan öğrenebileceği bir şey değildir veya insanoğlunun sahip olduğu bilgi içerisinde bulunabilecek bir şey değildir. Her kitabı arayıp tarayabilirdiniz -antik veya modern kitapları, Doğu veya Batı kitaplarını- ve hala onu bulamazdınız.
Bir başka konu daha var. Bir kişi xiulian uygulamak için kitabı çok okumalıdır. Birçok insan uygulamaları içerisinde Fa'yı çalışmaya yeteri kadar özen göstermiyor. Bu doğru değildir. İş bu konuya gelince, neden bu kadar katı bir isteğe sahibim. Sıklıkla şunu söyledim: Eğer xiulian uygulamak istiyorsanız kitabı çok okumak zorundasınız, tekrar tekrar okumak zorundasınız. Kitap inanılmaz derecede bir içsel anlama sahiptir -o hayal edilemezdir. Birçok yeni öğrenci bu konuda çok iyi bir anlayışa sahip değil ve buna çok fazla dikkat etmiyor, özen göstermiyorlar. Bir kitabın sadece beyaz kâğıt üzerine siyah mürekkeple yazılmış bir şey olduğunu düşünüyorlar -"Onu bir kez okuduktan sonra ne olduğunu anlarım" şeklinde düşünüyorlar. Elbette insan toplumundaki her kitap bu şekildedir çünkü onlar sadece yüzeysel bilgi ile sınırlıdır ve herhangi bir içsel anlamdan yoksunlardır; sadece bir kez okuduktan sonra onların ne hakkında olduğunu anlarsınız. Fakat bu kitap farklıdır, çünkü insanların xiulian uygulamalarına rehberlik etmektedir. Eğer bu Fa içerisinde kendinizi geliştirmek, yükseltmek istiyorsanız, kitabı okumayı sürdürmelisiniz. Sadece o zaman uygulamanıza rehberlik edebilir.
Şunu göz önünde tutun: Geçmişteki xiulian uygulamasında bir Shifu kendi öğrencisine rehberlik ederdi. Sizin için yükselme zamanı geldiğinde size nasıl uygulama yapacağınızı söyler ve her bir seviyenin ve de her bir alanın nasıl olduğunu anlatırdı. Fakat bu sadece küçük çaplı ve az sayıda bir insan ile yapılabilirdi. Bugün biz çok sayıda insana sahibiz -100 milyon kadar insan öğreniyor. Herkese bire bir öğretmek ve egzersiz hareketlerini göstermek benim için mümkün değil. Bu yüzden, bu zorluğun üstesinden gelmek için, size verebileceğim her şeyi; sizin yükselmenizi sağlayabilecek ve kendinizi dönüştürebilmenizi sağlayabilecek her şeyi bu kitabın içine yazdım -bunların hepsi Fa'nın bu eseri içine sıkıştırılmıştır. Gelişiminize sadece onun prensipleri ile rehberlik edilmekle kalmayacak: Fa'nın ardında çok güçlü bir içsel anlam vardır. Onun sahip olduğu konsept sıra dışıdır, onlar kesinlikle sıradan insanların teorileri değillerdir. Bizim bahsediyor olduğumuz şeyler, sıradan insanların seviyesini aşmaktadır. Böylece bu şeyleri öğretmek sıradan insanların boyutunun ötesinde bulunan yaşam-formlarını etkileyecek ve diğer boyutların var oluş biçimlerini. Yani bir başka deyişle, her ne kadar kitaplar beyaz kâğıt üzerine siyah mürekkep ile yazılmış gibi görünse de, her bir cümlenin ardında farklı seviyelerdeki sonsuz boyutlar var olmaktadır ve cümlelerin ardında farklı boyutlara ait Buda'lar, Tao'lar ve Tanrılar dahi tezahür edip, kendilerini göstermektedir.
Hepiniz bir düşünün: Sizlere tekrar tekrar kitabın değerini bilmek zorunda olduğunuzu söyledim. Onun ne kadar değerli olduğunu bilmediğiniz zaman, ona yeteri kadar dikkat etmezsiniz ve tabi ki hatalı olarak görülmezsiniz. Fakat zaten onun ne ölçüde içsel anlama sahip olduğunu biliyorsanız ve hala ona saygı göstermiyorsanız ya da onu ciddiye almıyorsanız, işte o zaman bunun farklı bir mesele olduğunu söyleyeceğim ve böyle olmamalısınız. Tabi ki, öte yandan, onun ne ölçüde içsel anlama sahip olduğunun farkına vardığınızda, ona değer vermeniz gerektiğini kendi başınıza bileceksiniz.
Bazı öğrencilerimiz şöyle diyor: "Gerçekten ilginç -kitabı her okuyup bitirişimde onun farklı olduğunu keşfediyorum." Onu okuduğum bir sonraki seferde, tekrar tamamen farklı bir hale geliyor. Kitabı okuduğunuz ilk seferde aklınızda birçok soru belirir: "Bu neden böyle, şu neden böyle?" Fakat onu ikinci kez okuduğunuzda, kafanızdaki tüm soruların çözümlendiğini göreceksiniz -o sorularınızın hepsini cevaplayabilir. Fakat yeni sorularınız olacaktır çünkü xiulian uygulaması bir yükselme sürecidir. Kafanızda yeni beliren sorular kitabı ilk okuduğunuzda beliren soru ve cevaplardan daha yüksek seviyeli olacaktır. Kitabı üçüncü kez okuduğunuzda, aklınıza takılmış olan ve ikinci kez okuduğunuzda çözülememiş olan soruların çözüme kavuştuğunu fark edeceksiniz. Ve eğer okumaya devam ederseniz, bu şekilde devam eder. Şu anda kitabı yüz kereden fazla okumuş olan bayağı sayıda insan var. Kitabı artık ellerinden bırakamıyorlar. Kitabı daha fazla okudukça, içinde bir o kadar fazla şey görüyorlar ve içsel anlamının daha derinini. Bu neden böyle? Cümlelerin ardında bulunan Buda'lar, Tao'lar ve Tanrı'lar eğer sizin için yükselme zamanının geldiğini görürlerse, doğal bir biçimde o seviyede var olan prensipleri anlamanıza izin verirler. O zaman aniden, cümlenin bir başka içsel anlamını kavradığınızı hissedersiniz.
Önceden, aydınlanma konusunu ele alıp tartışırken, daha önce hiç kimsenin açıklamadığı cennetsel bir sırrı açıklamıştım: "Xiulian kişinin kendisine bağlıyken, gong Shifu'ya bağlıdır." Binlerce yıldan buna insanlar kendilerinin xiulian uyguladığını ve yükseldiğini düşünüyordu. Gerçekte ise, kendi başınıza uygulama yaparak hiçbir şey elde edemezsiniz. Eğer sizinle ilgilenip, size bakan bir Shifu'nuz yoksa hiçbir şey çözülüp halledilemez. Yani, asıl meseleler Shifu'nuz tarafından çözülür -onlar Fa'nın ardındaki faktörler tarafından çözülürler. Sizin kendi aydınlanmanız sadece uygulamanızdaki zorlukların üstesinden gelmenizin ardından kendinizi geliştirmeye devam etmeniz ile ilgilidir. Bizim "sizin kendi başınıza aydınlanmanız" dememizle kastettiğimiz budur. Prensiplerden dolayı bir şeylere aydınlanma durumuna gelince, eğer bu Fa onu bilmenize izin vermezse, ne kadar denerseniz deneyin ona aydınlanamazsınız. Bu yüzden tek bir kriteri karşılamak zorundasınız: Gerçek anlamda xiulian uygulamak zorundasınız.
Batı dinleri inancı öğretirken, Doğu dinleri aydınlanmayı öğretmiştir. Fikir şudur ki, dirençli ve azimli olmak zorundasınız. Bu tip bir zihne sahip olmaksızın hiçbir şey başaramazsınız. Başka bir şekilde ortaya koyacak olursak, Fa'dan iyi bir anlayış elde edemediğinizde, kararlı ve azimli olma konusunda sorunlar yaşarsınız. Bazı insanlar diğer öğrencilerin Fa'yı çalışmadığını görünce gerçekten endişeleniyor: "Sen Fa'yı elde ettin, fakat ona çalışmıyorsun. Ne kadar yazık!" Hakikaten öyledir. Çok sayıda insan Fa'yı çalışmayı ciddi bir biçimde ele almıyor ve ondan ziyade bunu sıradan bir qigong olarak ele alıyor: "Birazcık egzersizleri yaparım ve fiziğimi güçlendiririm'' diye düşünüyorlar. Tabi ki, bizim Fa'mız sınırsızdır, bu yüzden kişinin vücudunu güçlendirmesine, hastalığını iyileştirmesine veya sağlığın korunmasına gelince çok etkilidir ve kişinin deneyimlediği değişimler çok güçlüdür. Fakat eğer sadece iyi bir hale gelmeyi istiyorsanız veya sağlıklı kalmak istiyorsanız, kendinizi geliştirmek ile oluşan şeyleri elde edemeyeceksiniz. Bunun yanı sıra, benim bugün yapmakta olduğum şeyin açık ve net bir hedefi vardır. Ben bu Fa'yı birilerini iyileştirmek veya birilerini sağlıklı tutmak için açıklamıyorum. Benim amacım, insanlara yüksek seviyelere doğru rehberlik etmek ve sizi gerçek anlamda yükseltmektir. Eğer bu yaklaşım tarzına uyum göstermezseniz sadece o basit sağlık gelişimini elde edersiniz. Fakat bu Fa'yı öğrenmenin dışında birtakım amaçlar için geldiyseniz, korkarım ki o azıcık faydayı bile elde edemeyebilirsiniz. Fakat öte yandan, eğer bu Fa'yı gerçekten öğrenmek için gelmişseniz her şeyi elde edebilirsiniz. Hatta herhangi belirli bir amacınız olmadan gelirseniz, öğrenmeye iyileşmek veya sağlığınızı sürdürmek niyeti taşımadan gelirseniz veya diğer türlü başka düşüncelere sahipseniz, sonuçlar iyi olabilir. Çünkü gelişiminiz esnasında, yavaş yavaş, aşamalı bir biçimde anlama sürecine sahip olmanıza izin vardır; sizden kitabı okumanızı istememizin sebebi budur. Onun ne olduğunu anlamaya ihtiyacınız vardır. O zaman, öğrenmeye devam edip edemeyeceğinize ve kendinizi geliştirip geliştiremeyeceğinize karar verebilirsiniz.
Ben, yeni bir öğrenciye uygulamaya başlar başlamaz, okuması için kitabı vermeliyiz fikrindeyim. Kitabı okuduktan sonra, bunun kendisinin yapıp yapamayacağı bir şey olduğuna karar verecektir. Eğer buna hazırsa xiulian uygulamaya gelecektir; eğer değilse, onu zorlamamalıyız. Biz her ne kadar insanlara kurtuluş sunuyorsak da, onları zorlayamayız. Bir kişinin xiulian uygulayabilmesinden önce, kalbinde kendisini geliştirme, xiulian uygulama ve daha yüksek bir seviyeye ulaşma arzusu taşımalıdır. Eğer bir kişinin kalbi oynamazsa, bu konuda kimsenin yapabileceği bir şey yoktur. Zorlamadan doğan neticeler xiulian değildir ve zorlama, kişiyi uygulama yapmaya sürükleyemez. Eğer kişinin kalbi oynamazsa veya kişi kendisini değiştirmek istemiyorsa, tamamen boşunadır. Biliyorsunuz ki, bunlar sıra dışı prensiplerdir. Yüksek seviyelere doğru xiulian uygulamak istiyorsanız ve seviyenizi yükseltmek istiyorsanız, [eğer zorlamaya maruz kalsaydınız] bunu nasıl yapabilirdiniz?
Geçmişte qigong uygulayan çok sayıda insan yanlış bir düşünme yoluna saptı. "Egzersizleri kararlı ve azimli bir biçimde yaptığım ve her gün süresini uzattığım sürece gelişim göstereceğim." Gerçekte ise, hiçbir şey gelişmeyecekti. O insanlar asla kırıp geçemeyecekti, hastalık iyileştirme ve sağlıklı kalmayı sürdürme aşamasını geçemeyeceklerdi, yani qi'yi kullanmak seviyesini. Fakat qigong bununla sınırlı değildir. Qigong, [insanlar için iyi şeyler yapma çabasında] sadece hastalıkları iyileştirebilen ve de sağlıklı kalmayı sağlayabilen en düşük seviyedeki xiulian meselelerini halka açıkladı. Fakat onun asıl amacı bir başka yerde saklıdır. O yüzden sık sık şu soruyu soruyorum: Qigong neden günümüz toplumunda, günümüz toplumunun içinde bulunduğu durumda (modern bilim tarafından yönlendirilirken) ortaya çıktı -bu daha önce Çin tarihinde asla görülmemiş ve dünyada da daha önce hiç ortaya çıkmamış bir şeydir. İnsan sadece insanoğludur. İnsan aklı sınırlanmıştır ve insan zekâsı limitlidir. Bu yüzden, bu şeylerin farkına varamazlar ve bütün bunların doğal ve tesadüfî olduğunu düşünürler. Söyleyeyim ki hiçbir şey "doğal" değildir… ne de "doğal" diye bir şey vardır -her şey kendisi ile ilgili bir nedene sahiptir. Henüz konuşmuş olduğum şey sizlere Fa'yı çalışmayı ciddi bir biçimde ele almanız gerektiğini söylemek içindi. Fa'yı çalıştığınız sürece, xiulian'de yükseleceksiniz ve farklı durumlar ortaya çıkacak. Fakat eğer Fa'ya çalışmazsanız hiçbir şey elde edemeyeceksiniz.
Ne kadar uygularsanız uygulayın veya bazı qigong ustaları onlarla ne kadar övünürse övünsün, qigong egzersizleri hastalık iyileştirmenin veya sağlığı korumanın dışında bir şey değildir. Sizi kesinlikle yüksek ve derin bir seviyeye götüremezler. Geçmişte bir kişi için bu derinlikte ve akıl sır ermezlikte olan bir Fa'yı bilmek kesinlikle ve kesinlikle imkânsızdı -kişi ister bir xiulian döngüsünde olsun veya dini bir toplum içerisinde. Sıradan qigong uygulamaları insanlara sadece kendilerini nasıl iyileştirebileceklerini ve sağlıklı kalabileceklerini öğretir, çünkü o, xiulian'da insanlara rehberlik edecek olan bir Fa'ya sahip değildir. Yani demek istediğim şu ki, eğer o alana ulaşmak istiyor ve derin yetenekler geliştirmek istiyorsanız, düşüncelerinizin seviyesi de o yükseklikte olmalıdır.
Geçmişte Buda Okulu ve Tao Okulu öğretilerinin kişinin xiulian'de erdeme odaklanması gerektiği konusu üzerinde durduğunu biliyoruz. İsa insanlara iyi insanlar olmaları gerektiğini söylemişti. İyi bir insan olmak demekle ne demek istemişti? Erdeme odaklanmak, onun üzerinde durmak ne demektir? Bu sizin sürekli olarak daha da iyi davranmanız, kendinizi daha da iyi kontrol etmeniz anlamına gelir. Ne kadar iyi olmalısınız? Tüm sıradan insanlardan daha iyi olmalısınız -o zaman sıradan insanların üzerine yükselmiş biri olursunuz. Siz bir uygulayıcı olduğunuz için vücudunuz gong geliştirecektir ve sahip olduğunuz gong sadece düşünce seviyeniz kadar yüksek olabilecektir. Düşünce seviyeniz ne kadar yüksek ise, gong seviyeniz de bir o kadar yüksektir. Bilimin buna asla ulaşamayacağını söylemiştim; yani onun gelişimi asla Buda'ların seviyesine yaklaşamayacak. Bunun sebebi, bilim ne kadar gelişirse gelişsin, insanların hala sıradan insan olmalarıdır. Herkes bir düşünsün: Sıradan bir insan her türlü arzu ve tutkuya sahip olduğu kadar, çeşitli türlerde takıntı, saplantı ve bağımlılıklara da sahiptir. Her türlü dünyasal arzu ile birlikte Cennete gitmek istiyorsunuz -buna nasıl izin verilebilir! O zaman cennet sıradan insanların bir toplumu olmaz mıydı? O insanların birbirleriyle savaştığı, yarıştığı ve birbirlerini kandırıp aldattığı sıradan insanların bir toplumu olmaz mıydı? Bu yüzden, oraya gidebilmenizden önce, düşünce alanınızın o seviyeye ulaşıp, o seviyeyi yakalama zorunluluğu vardır.
Birçok insanın dini inanışı vardır. Eğer günümüz dinlerine inanıyorsanız, birincisi, Tanrılar artık olaylarla ilgilenmiyorlar, bu yüzden seviyenizi yükseltmeniz zordur. Bir başka konu da şudur ki, çok fazla sayıda insan İsa, Yahova veya Azize Meryem tarafından o zamanlar söylenmiş olan şeylerin gerçek anlamını anlayamaz. Bazı insanlar bir kişinin cennete gidebilmesi için sadece inanca sahip olması gerektiği görüşünü savunuyor. İnanca sahip olmak sadece bir temeldir. Birçok insanın kavrayışı cümlelerin yüzeysel anlamında kesilip, duruyor. Şöyle diyorlar: "İnanca sahip olduğum müddetçe, öldükten sonra kesinlikle cennete gideceğim." Size söyleyeyim ki, oraya gidemeyeceksiniz. Peki, neden gidemeyeceksiniz? Hepiniz bir düşünün. Gerçek inanç nedir? Dudaklarınızdan basitçe dökülen şey, inanca sahip olduğunuz, fakat kalbinizde aslında inanca sahip değilsiniz. Bunu neden söylüyorum? Çünkü gerçek anlamda inanca sahip olduğunuzda davranışlarınız sözleriniz ile bir olur. Kilisede günah çıkarıp: "Lord'um, lütfen bana yardım et. Bugün yanlış bir şey yaptım. Lütfen günahımı bağışla." derken, o andaki davranışınız oldukça iyidir. Fakat kiliseden dışarı adımınızı atar atmaz, canınızın istediğini yapar ve aynen sıradan bir insan gibi davranırsınız. Aynı hataları yapar ve sıradan insanlar arasında onlardan bile kötü davranırsınız. O halde sadece tek bir an için düşünün: Günah çıkarmanızın anlamı neydi? Birçok insan yüzeysel olanın ötesine geçmez. Günah çıkardıktan sonra hatalarınızı tekrar etmemelisiniz. Daha sonra hala başka hatalar yaptığınızı keşfettiğiniz zaman günah çıkarmaya tekrar gider ve aynı hataları tekrarlamayı bırakırsınız. Bunu yaptıkça ve sıradan insanlar arasında yapılan yanlışlardan durmaksızın uzaklaştıkça daha iyi bir insan olmaz mısınız? Daha yüksek bir seviyeye ulaşmadınız mı ve sıradan insanlardan öteye giden daha iyi bir insan haline gelmediniz mi? Uygulama yapmıyor musunuz ve de xinxing'inizi yükseltmiyor musunuz? Batı kültürü kişisel-gelişim konseptine sahip olmadığı için, ayrıca ne İsa ne de Yahova o zamanlar kendilerine ait olan Fa'yı öğretirken "xiulian" kavramından bahsetmediği için, o konsept dahi yoktu. Bundaki sebep şuydu ki, onlar "Xiulian'in kişinin kendi çabasına bağlıyken, gong'un kişinin Shifu'suna bağlı olduğunu" biliyorlardı. Kişi xiulian uyguladığı müddetçe, o kişinin gideceği cennetin Tanrısı tarafından her şeye yardım edilirdi. Vücudunuzdaki değişimlere etki eder, vücudunuzu dönüştürür ve vücudunuzun bir Tanrının sahip olduğu muazzam gücü elde etmesini sağlardı. Bütün bunlar Tanrılar tarafından yapılırdı.
Bazı insanlar öldükten sonra cennete gideceğini söylüyor. Xiulian uygulamamış olan insanlar öldükten sonra, sizin Batı kültüründeki cümlelerinizde, "ruh" olarak isimlendirilir. Bu ruhlar aslında hayaletlerdir. Hepiniz bir düşünün: Onlar nedir? Doğudaki insanlar insan vücudunun geliştirilmesi hakkında net ve kesin bir konsepte sahiptir: Kişi xiulian uygulayarak bir Buda Bedeni geliştirir, yani tanrısal bir vücut. Eğer bir kişi bu Buda Bedenine sahip değilse -yani bir başka deyişle, eğer bir kişi o cennetsel tanrının cennetinin vücuduna sahip değilse- kişinin ruhu [vücudundan] çıktıktan sonra ışıktan korkar. O güneş ışığında parçalanıp dağılır ve hatta yeniden reenkarne dahi olamaz. İnsanlar öldükten sonra bir örtü ile kaplanmalarının sebebi budur -güneş ışığına maruz kalmasını önler- ve dünyada gömülürler, böylece de ruhları parçalanıp dağılmaz. Buda'lar ve Tanrı'lar inanılmaz derecede parlaktır, güneş ışığından bile daha parlaklardır. Kişinin ruhu bir Tanrıyı görseydi dağılıp parçalanmaz mıydı? O, cennete nasıl gidebilir? Bu yüzden bir tanrı vücuduna ihtiyacı vardır ve aynı zamanda da, onların yüksek enerji maddesinden oluşmasını sağlamak için sahip olduğu zeki varlığının bileşimsel (kompozisyonel) elementlerinin xiulian yoluyla değişmesine ihtiyacı vardır. Sadece bir Buda-Bedeni ile veya bir Tanrı-Bedeni ile oraya gidebilir. Peki, bir ruh, insan dünyasına gelebilir mi? Hayır gelemez. Bu yüzden bu dünyada yaşamayı başaramadan önce, reenkarne olmak için bir insan vücuduna ihtiyaç duyar ve anne-babanın vücudu yoluyla doğmaya ihtiyacı vardır. Bazı insanlar yanlış bir biçimde eğer sadece inanca sahipler ise, cennete gideceklerini düşünüyor. Bu nasıl olabilir? Bu biz xiulian döngüsündeki bizlerin kulağına çok gülünç gelir. Cennete gidebilmeyi başarmadan önce gerçek anlamda xiulian uygulamak zorundasınız.
Bu yüzden Batı dinlerinde, Tanrı'ya olan inanç sürecinde, kişinin xinxing'i ve düşünce âlemi zihinsel seviyesi durmaksızın yükselir ve giderek daha da iyi bir insan haline gelir. O zaman siz bu kişinin bir uygulama yapıyor olduğunu söylemez misiniz? Xiulian'de biçim önemsizdir; her türlü xiulian uygulama yöntemi vardır. Batı ve Doğu dinlerindeki xiulian formları arasında farklılıklar vardır. Onlar neden Doğu'da bahsedildiği gibi xiulian'den bahsetmez? Aslında her ikisi de xiulian'dır. Sadece, Doğu kültürü bu anlamda çok spesifik iken, Batı kültürü bu konular hakkında konuşmaz. Bunun sebebi şudur, tanrılar insanları kurtarmak ve kendilerine ait olan Fa'yı açıklamak için geldiğinde, insanlar tarafından anlaşılabilecek olan bir kültürel formu benimseme ihtiyacı duyarlar. Sadece bunun ardından anlayabilirsiniz -sadece o zaman ki insan lisanlarını kullandıklarında anlayabilirsiniz. Anlattığım şey aynı zamanda sizlere, sıradan qigong uygulamalarını yapmanın, insanları çok yüksek ve derin bir seviyeye ulaştıramayacağını söylemek içindir. Sadece gerçek xiulian bunu yapabilir. Qigong sadece xiulian'deki en düşük seviyeye ait olan bir şeydir, bu yüzden hastalık iyileştirilmesi ve sağlığın devam ettirilmesi ile sınırlıdır. Hatta hastalık iyileştirme ve sağlığı sürdürme konusuna gelince dahi, insanlar için olan bir takım gereksinimleri vardır, çünkü her şeyden önce, o bir xiulian formudur ve sıradan insanlar arasında var olan herhangi bir tıbbi tedaviden farklıdır. Eğer hastalıklarınızı iyileştirmek için qigong öğrenmek istiyorsanız, qigong prensiplerinin gereksinim ve taleplerini karşılamak zorundasınız.
Qigong prensiplerinin gereksinimlerini karşılamak ne demektir? O sıradan olanın ötesinde olduğu için -eğer tıbbi tedaviye, iğnelere veya ameliyata başvurmadan, hastalığı iyileştirmek için sıra dışı yolları kullanmak istiyorsanız, o süper normal değil midir?- sahip oldukları hastalıklar gerçek anlamda iyileşmeden önce, insanlar, qigong'un prensiplerine uymak zorundadır. İnsanların qigong uygulamalarına rağmen, hastalıklarından niçin kurtulamadıklarının temel sebebi budur. Hastalığınızı yok etmek için bu süper normal metodu kullanmak istediğinizden dolayı, süper normal prensiplere uymak zorundasınız. Bu yüzden qigong'un gereksinimlerini takip etmek zorundasınız, iyi bir insan olmalı, kötü ve ahlaksız şeyler yapma eğiliminizi terk etmelisiniz -sadece bunun ardından hastalığınız gerçek anlamda iyileşecektir. Hastalığın iyileşmesinin ardında yatan gerçek sebep budur. Eğer sıradan insanların tıbbi tedavilerini tercih ederseniz, o zaman bu çalışmaz. O durumda iyileşmek için hala ameliyattan geçmek, iğne olmak veya ilaç almak zorundasınız Fakat evrende "Kayıp yoksa kazanç yoktur" olarak isimlendirilen bir prensip vardır. Kazanmak için kaybetmek zorundasınız; kaybettiğiniz zaman kazanırsınız. Bu bir mutlak gerçektir. Hastalığınızın hastanede neden düzeldiğini biliyor musunuz? Bazı insanlar, hastalığın, modern bilimin teknolojik cihazları sayesinde iyileştirildiğini söylüyor. Diyorum ki, bu sadece günümüz çağdaş insanlarının modern toplumunun tezahüründen bir yol ya da bir form ortaya çıkarmasıdır. İyileşmenizin ardında yatan gerçek neden sadece bununla sınırlı değildir. Olaylar evrenin bu boyutundaki prensiplerine uymalıdır. Biliyorsunuz ki, hasta olduğunuz zaman doktora görünebilmek için çok para harcamalısınız. Elbette, bazı ülkeler iyi sosyal güvence programlarına sahip ve o toplumdaki insanlar bu sorunu çözebilen sağlık sigortasına sahipler. Fakat hala acı çekmektesiniz -hasta olduğunuzda acı çekmiyor musunuz? Acı çekerken üzülür sıkıntıya sokulursunuz ve acı çekmenin kendisi karma ödemenin bir biçimidir. Buna ek olarak para harcamak, iğneler olmak, ilaç tedavisi almak zorundasınız ve hatta cerrahi müdahale bile alabilirsiniz. Durumunuz düzelmeye başlamadan önce, acıya katlanmıyor musunuz? Fakat size söyleyeceğim ki, bu iyileşme hastalığı kökünden düzeltmemiştir: hastalık karmasını bir başka yere itmiştir veya on geleceğe ertelemiştir.
Bunun sebebi, hastalığın sıradan bir insanın yüzeydeki vücudundan kaynaklanmıyor olmasıdır, ondan ziyade, en geniş moleküllerden oluşan vücudun altında bulunan mikroskobik parçacıkların düzleminden gelir. İnsan vücudu, moleküllerden oluşmuştur -ki moleküllerin farklı mikroskobik düzlemlerde parçacıkları bulunmaktadır ve parçacıkların her bir düzlemi bir boyuttur. Elbette boyutlar üst üste yığılmamışlardır. Onlar, küçük parçacıkların daha büyük parçacıkları oluşturduğu bir form içerisindedir. Fakat küçük parçacıkların oluşturduğu her bir düzleminin alanı, bir boyuttur. Bunun gibi çok sayıda boyut vardır, aslında birçok hastalığın nedenleri orada yaşamakta, orada bulunmaktadır. Hastalıklar yüzeyden gelmez. Kişinin yüzeydeki fiziksel, etten kemikten yapılmış vücudunda veya vücut dokusunda ortaya çıkan şey sadece hastalığın yüzeysel tezahürü, kendisini yüzeyde göstermesidir.
Ameliyat olduktan sonra, tümörünüzün yok olduğunu düşünürsünüz. Gerçekte ise temizlenen şey fiziksel dokudur en büyük moleküllerin düzleminin oluşturduğu yüzeydeki fiziksel dokudur. O temizlenir, çünkü onun hücreleri artık bu boyutta var olmamaktadır. Fakat hücreleri oluşturan daha mikroskobik parçacıkları yok edemezsiniz. Fakat siz artık vücudun yüzeyindeki o hücreleri daha fazla göremediğiniz için, sanki iyileşmişsiniz gibi görünür. Sonradan, hastalık başka bir şeye dönüşebilir ve bazı hastalıklar geri dönebilir. Hastalık gerçek anlamda yok edilmemiş olduğu için, başka bir yere gidebilir ve orada bir başka tümör ortaya çıkabilir. Veya diğer başka hastalıklara veya birtakım talihsizliklere dönüştürülmüş olabilir. Bu bizim gözlemlemiş olduğumuz asıl, olayın altında yatan temel sebeptir. Fakat bununla birlikte, bir hastalığı iyileştirmek için olağanüstü yetenekler kullanıldığında ameliyat gereksizdir. Bir olağanüstü yetenek neden kişinin sahip olduğu tümörü yok edip, uzaklaştırabiliyor? Çünkü o, hastalığı bir başka boyutta yok eder -insan gözüne görünmez olan bir boyutta. Basit bir örnek kullanalım. Gördüğünüz gibi bu kumaşın burasından dışarı çıkan bir parça var. Peki neden? Bunun sebebi onun ardında bir nedenin olmasıdır -arkasında benim elim var. Eğer bu kumaşı götürürsen eli çıkarmazsanız, o zaman el bu tarafta kalacak. Bu demek oluyor ki, onun ardında yatan sebebi çözmezseniz, problemi kökünden yok edemezsiniz. Yani bir başka deyişle, insanların medikal tedavi yöntemleri temel problemi çözüme kavuşturamaz, çünkü onlar sadece yüzeydeki problemleri çözer ve karmayı yok edemez.
Bu dünyada, kişinin kaybedip kaybetmeyeceği veya kazanıp kazanmayacağı, mutlu olup olmayacağı, olayların gelişiminden tamamen tatmin olup olmayacağı, iyi bir geleceğe sahip olup olmayacağı ve sahip olacağı şansızlıkların derecesi - tamamı vücudunda taşıdığı iki madde tarafından belirlenir. Bunlardan biri erdem (de) ve diğeri de karma (yeli) olarak isimlendirilir. Etkide bulunan, sadece bu iki maddedir. İyi şeyler yaptığımızda erdem (de) toplarız. Eski günlerde erdem toplamak hakkında konuşmuştu. Günümüzde insanlar bunu kavramsal veya düşünsel bir şey olarak kabul ediyor. Aslında o bir tip maddedir, elle tutulur gözle görülür gerçek bir maddedir. İnsanların hakkında konuştuğu karma, Doğu dinlerinde net bir biçimde açıklanmıştır. Karma nedir? O siyah bir maddedir. Kişi kötü bir şey yaptığında bu maddeyi üretir. Bu şeyden çok fazla biriktiğinde kişinin başına iyi olmayan şeyler gelir, mesela hastalanmak, talihsizlik veya zor zamanlardan geçmek gibi…. Ben şunu gördüm ki, insanların başına gelen her şey insanların kendilerinin yaptıklarının sonucudur. Bu insan dünyasında, mutlu olup olmayacağınız veya bir şeylerin iyi gidip gitmeyeceği, kendi yaptıklarınızın bir sonuçlarıdır. Bu şeyler sık sık kendisini bu hayatınızda gösterirken, bir kısmı da bir sonraki hayatınızda kendisini gösterir; büyük çoğunluğu kendisini bir sonraki hayatınızda gösterir. "Bir sonraki hayatınızda kendisini gösterir" demek ile ne kastediliyor? Bu, o olay bu hayat sürecinizde ortaya çıkmayacak, fakat bir sonraki hayatınızda ortaya çıkacak anlamına gelmektedir. Kendisini bu hayatta gösteren kısım Doğudaki xiulian döngüsünde ''bu yaşamdaki geri ödeme (cezalandırma)" olarak isimlendirilir. Yani, yanlış bir şeyler yaptıktan sonra, hemen gerçekleşecek olan cezalandırma ile karşılaşacaksınızdır. Bazı insanlar kötü bir şey yaptıktan sonra kapıdan çıkar çıkmaz yüzüstü düşerler. Onlar bunu yanlış yaptıklarından dolayı gerçekleşen bir geri ödeme olarak görmez, bunun tesadüfî veya doğal olduğunu düşünürler. Ben "doğal fenomen" gibi bir şeyin var olmadığı fikrine sahibim çünkü tüm olaylar düzenlidir - tesadüf var olmamaktadır. Bu boyutta, insanların göremediği çok ama çok şey vardır. Elbette günümüz modern bilimi, moleküllerden oluşan havanın, oksijenin, hidrojenin ve diğer nadir elementlerin var olduğunu biliyor, fakat tüm bildiği budur. Fakat sizin gözleriniz bunları bile görememektedir.
Aslında, sizlere söyleyebilirim ki, bu boyut içerisinde, son derece mikroskobik bir seviyede -devasa, yayılmış olan madde de buna dâhil- tamamı tanrılardır. Onlar, insanlar tarafından yapılan her bir hareketi ve yapılan her bir şeyi net bir biçimde bilirler ve insanların yaptığı her şeyi. İnsanlar kötü bir şey yaptığında, daima, yapmış oldukları şeyi kimsenin göremeyeceğini düşünürler. Yapmış oldukları şeyin yanlış olduğunu bilirler fakat hala kendilerini kandırmaya yönelik -kendilerinin haklı olduğunu ve kendilerini rahat hissetmelerini sağlayacak bir bahane bulmaya çalışırlar. Tanrılara hiçbir şekilde inanmıyorlar. Bu rast gele seçilmiş bir örnektir. Bu, dine ve ırka ait hiç bir meseleyi içermemektedir, ben sadece insanların yanlış yaptıkları hakkında konuşuyorum. Muhtemelen biliyorsunuz, birkaç gün önce bir ülke ardı ardına 5 atom bombası patlatarak nükleer testler yaptı. Birçok ülke şok geçirdi. Çünkü tüm dünya insanları barış istiyor. Yaptıkları nükleer patlamalar ne amaca yönelikti? Herhangi bir insanın fikriyle konuşmuyorum. Sadece yanlış şeyler yapan insanlar hakkında konuşuyorum. O ulusun yanlış haklı veya hakız olduğu hakkında yorum yapmıyorum. Bununla ilgili olarak bir düşünelim: Nükleer bomba her ne kadar yeraltında patlatılmış olsa da, Tanrılar, onların dünyaya verdiği, insanların yaşam ortamlarına verdiği ve farklı büyüklüklerde moleküllerden oluşmuş olan maddi dünyaya verdiği zararı tolere etmezler! Cennet insanları cezalandırdığında, insanlar bunun doğal bir olay olduğunu düşünüyor. O ülkedeki ısı bir anda dünyadaki en yüksek ısı haline geldi. 122°F (50°C) derecesinin üzerinde kaldı ve çok sayıda insan sıcaktan öldü. Ve bunu ardından bir kasırga geldi ve birçok ölüme sebep oldu. İnsanlar bu olayların tanrılardan gelen bir uyarı olduğunun farkına varmıyorlar: "Bunu yapamazsınız." İnsanlar onları sadece doğal olaylar olarak ele alıyor, doğal olaylar olduğunu düşünüyorlar. Bu dünyada meydana gelen hiçbir şey tesadüfî değildir. Sadece bir bakın: Eğer herhangi bir ulus, bölge veya kişi kötü bir şey yaparsa, birtakım özel olaylar derhal bunu takip ediyor. Felaketler ve insanların başına gelen her şey kendi yatıklarının sonucudur. Şu anda birtakım olayları çok yüzeysel bir seviyede ele aldım. Salonda bulunan eski öğrenciler bu olaylar hakkında zaten derin bir algılayışa sahipler. Salonda bulunanların birçoğu yeni öğrenciler olduğu için, bu konuları kısa bir şekilde, özetleyerek ele aldım.
Bu olayları tamamen anlamak istiyorsanız, sanırım kitabı okumaya gitmelisiniz. Kitap, Zhuan Falun kitabı, bilim ve teknoloji dünyasını sarstı. Zhuan Falun'un içsel anlamı gerçekten çok muazzam ve zengindir. Xiulian uygulaması farklı seviyelere ve çeşitli alanlara bölünmüş olduğu için, kitabı bir kez okumanızın ardından şunu keşfedersiniz: "Aa, bu size nasıl iyi bir insan olacağınızı anlatan bir kitap." Fakat sizlere söyleyebilirim ki o sadece sizlere nasıl iyi bir insan olacağınızı öğretmiyor. Eğer hepsi bundan ibaret olsaydı, seviyenizi yükseltemezdiniz. Eğer kendinizi yükseltmek istiyorsanız, kitabın daha yüksek seviyelerdeki Fa'nın prensiplerini ve iyi bir insan olmanın ötesine geçmeniz için size rehberlik edecek olan Fa'nın prensiplerini içerme gereksinimi vardır. O yüzden bu kitap, o seviyelerdeki içsel anlamlara sahip olmak zorundadır. Daha da yüksek seviyelere doğru xiulian uyguladığınızda, uygulamanıza yüksek seviyelere, daha yüksek seviyelere ve çok daha yüksek seviyelere doğru rehberlik edebilir. O nedenle, bu Fa o yeteneğe sahip olmak, uygulamanıza rehberlik etmesi için, farklı seviyelerdeki içsel anlamlara sahip olmak zorundadır. O size, en başından sonuna kadar, ta ki xiulian'in amacına ulaşana dek -Tamamlanama seviyesine dek rehberlik edecektir. Bu nedenle, xiulian uyguladıkça, ulaştığınız seviye ne kadar yüksek ise kitapta bir o kadar daha fazla şey göreceksiniz. Burada konuşmakta olduğum şey aslında yeni öğrencileri hedefliyordu. Bu şeyleri sadece kısaca özetlemiş oldum, fakat aslında oldukça yüksek seviyelidir. Farklı anlayışlara sahip olacaksınız. Şu an için daha fazlasını söylemeyeceğim, çünkü bu Fa konferansı esasen deneyimleri ve kavrayışları paylaşmak içindir.
Öğrencilerin xiulian uygulaması içerisinde Fa'yı çalışarak edindikleri deneyimleri ve anlayışları paylaşmalarını dinlemek istiyorum. Konferans bitmeden önceki son yarım gün sizler için sorularınızı cevaplayacağım ve tabi ki o da, Fa'nın öğretilmesi olacak. Farklı sorular yönelteceğiniz kesindir. Xiulian uygulamasına yönelik sorularınız, öğrenciler arasında müşterektir ve birlikte gelişmeniz açısından faydalıdır. Bana soracağınız soruları soru kâğıtçıklarına yazabilirsiniz ve onları sizler için cevaplayacağım. Eski öğrenciler son dönem sürecinde, çok hızlı bir gelişim gösterdiler ve şu anda onlar ile yeni öğrenciler arasında oldukça büyük seviye boşlukları var. Fa, öğrencilerimiz için tam ve eksiksiz bir biçimde öğretilmektedir. Geriye kalan sadece xiulian içerisinde kendinizi nasıl geliştireceğiniz meselesidir. Fa öğrencilerimize tam ve eksiksiz bir biçimde öğretilmiştir.
Şu anda özellikle yeni öğrenciler için, en temel prensiplerin bazıları hakkında konuştum. Eğer onları baştan sona tam ve eksiksiz bir biçimde açıklasaydım, burada oturmak ve günlerce öğretmek zorunda kalırdım. Onlar hakkında sadece birazcık ve genel anlamda konuştum. Konuştum.
Bizler için buluşma şansı çok zor geliyor. Daima, bayağı uzun zamandır kendinizi geliştirdiğinizi fakat benimle buluşma şansınızın az olduğunu hissediyorsunuz. Aslında sizler her gün benim yanımdasınız, sadece bunu bilmiyorsunuz. Fakat sizin bunu bilmenize izin verilmez, çünkü sizler hala -yüzey seviyede- sıradan bir insansınız. Sadece o aşamaya kadar geliştiğinizde bunu bilebileceksiniz. Şu anda söylemiş olduğum şey şu anlama geliyor, eğer xiulian uygulamak istiyorsanız ben sizlere bakabilir, sizlerle ilgilenebilirim. Ne kadar insan uygularsa uygulasın, onların hepsine bakabilir, hepsiyle ilgilenebilirim. Benim sınırsız sayıda Fa Bedenim (Fashen) bulunmaktadır. Bu konsept Batı dinlerinde var olmamaktadır, fakat doğu dinlerinde mevcuttur -özellikle de Budizm'de. Budizm'de Buda Amitofo'nun birçok Fa Bedeni olduğu söylenir. Sizlere söyleyebilirim ki, benim Fa Bedenlerim sayılamazdır, onların sayılabilmesi imkânsızdır. Yani bir başka deyişle, ne kadar sayıda insan xiulian uygularsa uygulasın, onların hepsine bakabilir, hepsiyle ilgilenebilirim. Bununla birlikte, o Fa Bedenleri benim, ben kendimim ve onlar aynı zamanda da benim sahip olduğum bilgeliğin somut halidir. Bu insan konsepti ile anlaşılamaz, çünkü bugünün bilimi sadece şu anki boyut ile sınırlıdır ve en büyük parçacıklardan oluşan düzlem yapısının algılayışı ile sınırlıdır.
Günümüz modern bilim, en büyük moleküler parçacıkların bileşimini görebilme yeteneğine sahiptir. Çeliğin belirleyici özelliği şudur ki, o demirden daha güçlüdür çünkü onun sahip olduğu parçacıkların elementleri ve yapısı farklıdır. Peki, bakır nasıldır? Gümüş ve altın nasıldır? Bilim bu şeyleri anlayıp, kavrayabilir. Böylelikle şimdiki bilinen materyalleri kullanır ve sadece bunu bir temel olarak kabul edip geliştirir. Fakat sizlere söyleyeyim ki, bu çağdaş bilim için diğer boyutları bilme çabasındaki en büyük engeldir. Bir başka deyişle, bilim, mikroskobik dünyalardaki maddeyi veya hatta çok daha uçsuz bucaksız dünyalardaki maddeyi anlama yolundan gitmemiştir. Gerçek şudur ki, madde farklı küçük moleküler parçacıklardan oluşmuştur ve o moleküler parçacıklar atomik parçacıklardan oluşmuştur. Ve ardından nükleik parçacıklardan oluşmuştur. Ve nükleik parçacıklar da daha mikroskobik parçacıklardan oluşmuştur. Daha mikroskobik parçacıklar çok daha mikroskobik parçacıklardan oluşmuştur. Bu çok daha mikroskop parçacıklar da çok ama çok daha mikroskobik parçacıklardan oluşmuştur. İnsanlar için bu sınırsız ve sonsuz olarak görünür. Bu şekilde ilerlemeyi sürdürür. Ne kadar mikroskobik olabilir? Sizlere söyleyebilirim ki, parçacıkların ulaştığı mikroskobik durum is şoke edicidir.
Sakyamuni bir kum tanesinin içerisinde 3000 dünya görmüştü. Onun hakkında konuşmuş olduğu 3000 dünya ile insan toplumundan bahsedilmiyordu. O kendisine ait olan 3000 dünya teorisinden bahsediyordu. Şöyle basitçe açıklayayım: O şu anlama gelir, bizim Samanyolu Galaksimiz içerisinde bizim insan ırkının içinde yaşadığı boyut benzeri 3000 fiziksel boyut bulunmaktadır. Yani bir başka deyişle, bu bizimki gibi 3000 gezegen bulunmaktadır. Fakat onun söylemek istediği şey, sadece tek bir kum tanesinin içerisinde bu gibi 3000 dünya olduğu idi. Bu konuyu Zhuan Falun kitabında işledim. Bir kum tanesindeki 3000 dünya içerisinde çok sayıda mikroskobik canlı olduğu kadar, çok sayıda insan dünyası da var ise, o zaman o dünyalarda da aynı zamanda nehirler, göller ve denizler olabilir ve onlarda da kumlar bulunmaktadır. O zaman o kumun içerisinde biz insan ırkınınkine benzeyen 3000 mikroskobik dünya ve toplum daha yok mudur? Sakyamuni çok mikroskobik bir seviyedeki şeyleri görebiliyordu. O bir Buda idi, dolayısıyla bu yeteneğe sahipti. Fakat sizlere söyleyebilirim ki, bu da çok yüzeyseldir. Eğer o şekilde devam ederseniz, o mikro kozmoslardaki parçacıkların sonsuz ve sınırsız olduğunu görürsünüz. Sizlere çok basit bir benzetme yapayım: Ben insanlara, görebildikleri en büyük parçacıklar katmanının, moleküllerin parçacık katmanı olduğunu söylemedim; insanların görebildiği en büyük parçacıklar katmanı gezegenlerin parçacık katmanıdır. Fakat gezegenler, kozmostaki en büyük parçacıklar katmanına ait kısım değillerdir. Onlar sadece makro kozmos ile mikro kozmos arasındaki parçacıklardır. Sadece ne kadar sayıda devasa gezegen-parçacıkları olduğunu bir düşünün.
Evren, birimsel, bütünleşmiş bir parçacıktır Bizimkine benzer üç bin evren, evrenin ikinci katmanını oluşturur; yani, daha geniş parçacıkların bir düzlemini biçimlendirirler. Bu sadece tek bir çizgisel yönden olan genişlemedir. Fakat parçacıkların genişlemesi sınırsız ve sonsuzdur -onlar her yere dağılmışlardır ve her şeyin içine nüfuz etmişlerdir. Bir elektron bir atom çekirdeğinin etrafında döndüğünde, bu bizim dünyamızın güneşin etrafında dönmesini hatırlatmaz mı? Onlar tam olarak aynıdır -ister mekanizma ister biçim anlamında olsun. Bir parça ne kadar küçük ise, yoğunluğu bir o kadar fazladır. Eğer bir elektronu bizim Dünya gezegenimiz kadar büyütseydiniz ve yüzeyinde neler olduğunu görmek için baksaydınız, ne bulurdunuz? İnsanoğlu olabilir miydi? Onun üzerinde neyin var olduğu ve parçacıkların var oluş formu, elbette ki, iki ayrı konsepttir. Sadece sizlere bir fikir veriyorum. O bir gezegen gibi görünmez miydi?
Günümüzde insanoğlu kendisini tüm evrendeki tek ve tek yüksek-yaşam formu olarak görüyor. Sizlere söyleyebilirim ki, aslında insan ırkı evrenin tamamındaki tek en düşük yaşam formudur. Ay dışında, tüm gezegenlerde yaşayan canlılar vardır. Ay, geçmişte, insan ırkı tarafından inşa edildi (insan ırkı tarihi bir döngü içerisinde tekrarlanır) İnsanoğlunun sahip olduğu karma çok çok fazlalaştığında, insan ırkı yok edilir. Onun ardından yeni insan ırkı tekrar var olur ve gelişir. Daha sonra, yeniden çok kötü bir hale geldiğinde tekrar yok edilir. Ay'dan bahsettiğim için, sizlere söyleyeceğim ki, Ay oldukça uzak bir çağda, tarih öncesi insan ırkı tarafından inşa edildi. İlk inşa edildiğinde bu büyüklükte değildi -her ne kadar o zamanlar bugünkünden daha parlak olsa da. Fakat sadece o bile, günümüz insanlarına oldukça büyükmüş gibi görünebilir. İçi boş olduğu için, zamanın geçmesiyle birlikte, yavaş yavaş toz ile kaplandı -evrendeki maddelerin patlamalarından kaynaklanan ve durmaksızın düşen tozlar ile kaplandı. Gezegenle yeniden yaratılırken, patlamalardan oluşan maddelerin tozları durmaksızın Ay'ı kapladı; bu durum, Ay'ın yüzeyinin kalınlığını kayda değer şekilde çoğalttı. Yüzeyinin kalınlığı onlarca kilometre arttı; yani üzerinde bulunan toz. Eğer onlarca kilometre çıkarılıp atılsaydı, tekrar eski orijinal haline geri dönerdi.
Az önce söylemiş olduğum şey, sizlere her gezegende yaşayan canlıların var olduğunu söylemek içindi. Dahası, birçoğu görünümleri insanlara benzeyen canlılardır, sadece varlıklarını bu boyutta sürdürmezler, çünkü farklı parçacıklar farklı boyutlar biçimlendirir. Eğer o boyutlara girmek isterseniz, onları günümüz insan biliminin sahip olduğu konsept ile anlayamazsınız -bu bilim tek kelimeyle çok yüzeyseldir. O dünyalara girebilmeniz için, o dünyalardaki var oluş biçimine, yaşam formuna ve düşünme biçimlerine uymak zorundasınız. Sadece ondan sonra onları bilebilirsiniz. O dünyalardan birine girmeniz üzerine, onu oluşturan parçacıkların biz insanoğlunun içinde yaşadığı boyutu oluşturan parçacıklardan daha küçük olduğunu keşfedersiniz fakat onun boyutu aşırı derecede geniştir. Biz insanlar, bu iki tip maddenin arasında var olmaktayız -moleküllerin ve gezegenlerin.
Hava moleküllerden oluşmuştur, öyle değil mi? Fakat onu göremiyorsunuz. Çiçekler, otlar, ağaçlar, demir, çelik, giydiğiniz elbise, etten kemikten olma fiziki vücudunuz, kullandığınız her şey ve etrafınızda bulunan her şey, bunların hepsi moleküllerden oluşmaktadır. Toprak da moleküllerden oluşmuştur. Biz insanlar onu "toprak" olarak isimlendiriyoruz. Fakat aslında, Tanrılar insan dünyasındaki her şeyi topraktan oluşmuş olarak düşünür. Tanrılar, moleküllerin kendisini toprak olarak kabul eder. Bazılar bana Yahova -Batılıların Lord'u- tarafından insanları yaratmak için balçığı kullandığına dair söylediği sözü sordu. Aslında, bu boyutta bulunan her şey, buna hava da dâhil, onların gözünde topraktır; sadece biz insanlar, bunu anlayamamaktayız. Siz tek kelimeyle toprak ile kaplanmış, toprak ile sarılmış durumdasınız. İnsanoğlu bir toprak kümesinin içerisinde emekleyip, sürünmektedir. Her şey topraktan oluşmuştur ve insanlar bu toprağın içerisindedir. Sanırım bunu bu şekilde açıkladıktan sonra, batılı insanların Lord'u tarafından söylenen insanın balçıktan yaratıldığı ile ilgili olan hikâyeyi anlamak zor olmamalıdır
Eğer diğer boyutlardaki canlıların yaşamlarını sürdürme biçimlerini bilmek istiyorsanız, daha küçük parçacıkların oluşturduğu düzlemlerin boyutlarındaki var oluş formuna uyum sağlamak zorundasınız. Günümüz bilimsel teorileri kullanarak onu anlayamazsınız; anlayabilmeniz için modern bilimin sahip olduğu konsepti fırlatıp atmalısınız. Bir kez anladıktan sonra, onun insanlar tarafından düşünülen zaman konsepti ve alanı olmadığını göreceksiniz. Siz beni burada konuşuyorken görüyor olsanız da, henüz söylemiş olduğum son cümle, aynı zamanda diğer boyutlarda bulunan canlılar tarafından da dinleniyordu. Bunu yaparken tüm zaman-alanlarını aşıyorum. Çok hızlı zamana sahip olan bir boyutta, henüz söylemiş olduğum cümle çoktan milyonlarca yıllık bir zamandan geçti. Düşünce budur. Fakat farklı zaman alanlarında bulunan canlılar, en ufak bir biçimde bile, kendi zamanlarının hızlımı yoksa yavaş mı olduğunun farkında değillerdir. Bunun sebebi, farklı boyutlarda bulunan maddelerin bileşimi, o boyutların zamanı ile senkronize içerisindedir ve kendi zaman kayıtlarına sahiplerdir. Tam o cümleyi söylediğim an esnasında, onlar çoktan on milyonlarca yıl bir zamanı geride bıraktılar. Onların bir yıllık süresi, bizim bu Dünyadaki bir yıllık süreden daha uzun bir süreye denk gelebilir. Yani bir başka deyişle, bunları düşünüp taşınmak için insani düşünme biçimini kullanamazsınız. Bu yüzden, eğer diğer boyutları anlamak istiyorsanız, onları anlayıp kavramayı başarmadan önce, o boyutlardaki düşünme biçimlerine ve olayların içerisinde bulunduğu vaziyete uyum sağlamak zorundasınız. Bu Fa'nın ardında çok farklı içsel anlam yatmaktadır. Bu aynı zamanda sizlere onun neden farklı boyutlarda farklı içsel anlamlara sahip olduğunu ve bu Fa'nın ardında neden böylesi muazzam bir güç olduğunu -vücutlarınızı dönüştürebilen ve sizlerin gelişiminizi sağlayabilen- bir güç olduğunu da anlatıyor. Sizlere sadece, onların var oluş formlarını idrak etmek için, sıradan bir insanın düşünce biçimini kullanmamalısınız diyorum. Cümlelerin ardında, sayısız, katman katman yüksek yaşam formları bulunmaktadır.
Bunu sadece günümüz çağdaş insanının düşünce şekli ve bilgisi ile bağlantılı bir biçimde ele aldım. Basit şekilde ortaya koyacak olursam, bu olayları ele alırken, onu günümüz insanının bel bağladığı modern bilim ile birleştiriyorum. Sizlere bu prensipleri anlatırken modern bilimi birleştirmiş olsam da, sizlere bu bilimi tasvip etmediğimi söyleyebilirim. İlk olarak, bu bütün ve kocaman evrenin ışığı altında, şu anki mevcut bilim çocuk oyuncağı gibidir. Fakat insanların anladığı kadarı ile o modern makinelerin yaratılmasına neden olmuş ve antik zamanlara nazaran her şeyi çok daha iyi bir hale getirmiştir. Aslında sizlere söyleyebilirim ki, şu anki bilim, bundan bir önceki son insan uygarlığının sahip olduğu bilim ile kıyaslandığında, çok gerilerde kalır. En sofistike, en gelişmiş araçlar bile, o son insanlığın sahip oldukları ile karşılaştırıldıklarında, korkunç derecede derme çatma kalır. Dahası, bu bilimin gelişimi limitli bir alan ile sınırlandırılmıştır; kendisi için sınırlarlar koymuştur. Peki, bu ne gibi bir duruma sebep olmuştur? Deneysel bilimin dışındaki hiçbir şeyi kabul etmeye cesaret edememektedir. Bu en korkunç şeydir, insan ırkı için en korkunç şeydir. Bunun sebebi nedir? Hepiniz bir düşünün: Bilim gerçekten sığ ve yüzeyseldir. Bilim adamlarının kendisi, onun henüz yeterince gelişmemiş olduğunu söylemektedir. Günümüzde insanlar ona güçlü bir biçimde inanıyor ve onun mutlak gerçek olduğunu düşünüyor. Bu görüş günümüzde birçok teori tarafından paylaşıldığı kadar, ister Katoliklik olsun ister Hıristiyanlık, Batı dinleri tarafından da paylaşılıyor. Gerçek anlamda inandığınız şey Lord'unuz değil -gerçek anlamda inandığınız şey bilimdir. Dininiz, sadece sivil bir toplum hareketi haline gelmiş yüzeysel bir formalite iken, içinizin derinliklerinde inandığınız şey bilimdir. Fakat sizlere söyleyeyim ki, bilim de bir dindir ve iyi temellenmiş bir dindir.
İkinci olarak, biliyorsunuz ki, dinler genelde insanlara nasıl davranacağını anlatır. Bu arada, bilim de bir sisteme sahiptir ilkokuldan başlar ve yüksek okula ve fakülteye uzanır. Dinlerde papazlar, piskoposlar ve diğer ruhban sınıfları bulunmaktadır. Fakat bu fakat daha bile gelişmiştir. Onun da kendi öğretmenleri var, üniversite, master, doktora ve doçent dereceli ve hatta öğretici niteliğinde olan insanları var. Daha yüksek bir dereceye sahip oldukça daha bilimsel doktrinlere sahip olunur. Öğretmenlerinin sahip olduğu isimlerin ve unvanların miktarı oldukça fazla Bu anlamda iyi gelişmiştir. Fiziki dönüşümü elde edebilmek için dinler genelde insanlara spritüel olarak inanmasını öğretirken, bilim insanlara insanların spritüel olarak güvendiklerini ve savunduklarını ortaya çıkarmak için, fiziksel olarak anlamalarını anlatır. Fakat bununla birlikte bilim, insanlara Tanrılar tarafından bildirilmiş bir şey değildir. Ondan ziyade Üç Diyar içerisindeki uzaylı yaşam formları tarafından insanlara aktarılmıştır ve de insanları kontrol etme amacı ile aktarılmıştır. İnsanların ona olan inancı her şeyi bastırmaktadır. Fakat sizlere söyleyeyim ki, tam olarak onun yüzeyselliği yüzünden bu bilim insan toplumundaki yozlaşmaya sebep oldu. Bu en dehşet verici şeydir. Çünkü bilim, mikroskobik maddelerin spesifik var oluş formlarını algılayamıyor, insanlar kötü bir şey yaptığında karma oluştuğunu bilmiyor veya bu siyah maddenin insanlara felaket ve yıkım getirdiğini bilmiyor. Bilim, insanlar iyi bir şey yaptığında bunun kendilerine mutluluk getiren, farklı boyutlarda reenkarne oldukları zaman kendilerine deneyimleyecekleri hal ve koşullar ve de mükâfatlar yaratan beyaz maddeye sebebiyet verdiğini bilmiyor. Dahası, bilim cennetlerin varlığını ispatlamaya muktedir değildir. Bu yüzden, her ne zaman bu konulardan bahsederseniz, bilime inanan o insanlar sizin "batıl inançlar" yaydığınızı söyler: "Onların hiçbiri var olmamaktadır, ben bilime inanıyorum" der. O durumda bir düşünün: Onun bilimi, "insanlığı - ahlakı" koruyan en hayati şeye büyük bir sopa gibi insafsızca vurmuyor mu? Bu çok ama çok aşırı derecede korkutucudur.
İnsanlar, kötü şeyler yapmanın kendilerini Cennete gitmekten alıkoyacağını ve hatta kişinin hak ettiği cezayı çekmek için cehenneme bile düşebileceğini bildikleri için, moral kodlarına sahiplerdir. İnsan ırkının sahip olduğu ahlakın yaşamasını sağlamak için insanlar kendileri yanlış yapmaktan alıkoyarlar. İnsanlar bu şeylere artık bir kez inanmadıklarında, artık Tanrılara bir kez inanmadıklarında (Tanrılar gerçekten var olmalarına rağmen), insanlar Tanrılara inanmadıklarında, bir düşünün: Bu çok ama çok korkutucudur! İnsanlar her türlü kötülüğü yapma cesareti bulur. Kimsenin onları görmediğini düşünürler ve bu yüzden de kötü şeyler yaparlar. Modern bilimle yetiştirilen yeni nesil korkusuzca öldürüyor, kundakçılık ve kötü şeyler yapıyor. Toplumda mafya ve organize suçlar ortaya çıktı, ve insanlar uyuşturucular kullanıyor, uyuşturucu satıcılığı ve fahişelik yapılıyor…..şeytanilikte sınır tanımıyorlar. Çok fazla sayıda kirli ve iğrenç şey var. İnsanlar istedikleri her şeyi yapıyorlar, canları ne isterse yapıyorlar. Herkes bir düşünsün: Bu tip bir toplum korkunç değil midir? Bu durum, bilimin bizim için yarattığı en büyük yıkımdır. Bilim Tanrıların varlığını kanıtlayamadığı için veya erdemin varlığını kanıtlayamadığı için ve bilim karmik cezalandırma hakkında bir şey bilmediği için, bu şeylerden bahsettiğinizde, insanlar size o büyük sopa ile -bilim ile- vururlar ve sizin "batıl inançlı" olduğunuzu söylerler. İnsan ahlakı artık var olmama noktasına doğru gelişim gösterdiğinde, insan toplumu artık onunla ilgili hiç kimsenin bir şey yapamayacağı bir duruma gelir ve insanoğlu en tehlikeli zamanın içerisine girer çünkü Tanrılar öyle sapkın bir insan ırkına izin vermezler -insan ile hayvan arasında bir topluma- izin vermezler.
Burada sizlere sadece bu prensibi anlatıyorum. Ben insanların sahip olduğu bilgiye karşı değilim. Fakat sizlere bilime gözleriniz kapalı bir biçimde inanmamanızı söyleyeceğim. Bilim insan toplumuna, şimdiki fiziksel boyutun sınırları dâhilinde bir miktar gelişim sağlatabilir. Fakat bu nedenle getirdiği felaketler de oldukça büyüktür. Bahsettiğim şeyler, insanların göremediği felaketlerdir. Çevresel kirlenme ve ekolojik tahribat gibi insanların görebildiği felaketler de oldukça korkunç. Bu bilim bütünsel olarak bir toplumsal sorunlar serisi getirdi. İnsanların düşünme biçimlerini bir kerede tersine çevirmek zor olduğu için ve burada yeni öğrencilerimiz olduğu için, bu konu hakkında daha fazla konuşmayacağım. Çok sayıda sosyal probleme bilim sebep oldu -tamamen korkutucudur. Tanrılara inanmıyorsunuz, fakat tanrılar hakikaten, elle tutulur gözle görülür bir şekilde var olmaktadırlar. Sınırsız kozmos içerisinde Tanrılar her yerdedir; onlar her yerde ve her zaman hazırdırlar.
İnsanlar buraya yaptıkları yanlışlar sebebiyle, çeşitli seviyelerden düştüler. En düşük seviyeye, bu aldatıcı topluma kadar düştüler ve onlara en büyük moleküler parçacıklardan oluşmuş olan bu bir çift göz verildi. Ve bu sebepten dolayı gözleriniz diğer boyutları göremiyor. Peki, o halde bizim uygulamamız esnasında neden bazı kişiler sıradan insanların göremediği şeyleri görebiliyor? Bunun sebebi o kişilerin Bilgelik Görüş Güçlerinin açılmış olmasıdır. Biz onu Göksel Gözün (üçüncü göz) Açılması olarak isimlendiriyoruz. Moleküllerden oluşmuş olan insan gözleri ile görmüyorlar. Bununla birlikte, bu insanların bazıları, görmek için hala kendi gözlerini kullandıklarını hissederler. Aslında her iki göz tipi de aynı anda işlev gösterebilir, sadece siz görmek için sanki bir çift gözünüzü kullanıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Şu anda bu meseleyi, uygulamanızda size gelişiminizde yardımcı olması için açıkladım.
Şimdi, din meselesi hakkında biraz daha konuşacağım. Birçok Batılı Fa'yı elde ettiğinde sahip olduğu dini inanca bağlı olarak bir engele sahiptir. Aslında, sizlere söyleyebilirim ki, bugünkü insan dünyasındaki dinler arasında, dünya üzerindeki hiçbir doğru ve erdemli din Tanrılar tarafından gözetilip, bakılmıyor. Herhangi bir dini fenomen, mucizeler, veya meydana gelen tezahürler insan dünyasındaki düşük seviyeli ruhların (hortlakların) iş başında olmasının bir sonucudur. Ve onlar insanlara zarar veriyorlar. Hiçbir Tanrı artık dinler ile ilgilenmiyor.
Bu yüzden biz burada bir problem bulduk. Eğer hiçbir Tanrı dinler ile ilgilenmiyor ise, onlar ile uygulama yaparken kendinizi yükseltemezsiniz ve kilisede günah çıkarırken hiç bir Tanrı sizi dinlemez. Peki, nasıl gelişim gösterecek, nasıl ilerleyeceksiniz? Söylemiş olduğum şey dine saldırmak için değildi -ele almış olduğum şey gerçek bir olgudur. Gerçekten de böyledir. Neden Tanrılar artık bakıp gözetme zahmetine girmiyor? Az önce söylemiş olduğum şey gibidir: Sizin gerçekten inandığınız şey bilimdir, Tanrılar değil. Elbette, başlangıçta tamamen bu şekilde değildi. Bazı insanlar kendilerinde Tanrıya inanan bir kısım hala taşıyordu. Daha sonradan, o parçaya ait olan şeyler yavaş yavaş soldu, ta ki en sonunda tamamen yok olup gidene kadar. Bu yüzden Tanrılar insanlara bakıp onları gözetmeyi bıraktı ve bu sebeplerden sadece bir tanesidir. Modern bilimin sebep olduğu sosyal durumlar, insan ırkının ahlakının kötüleşmesi ile sonuçlandı ve insanlara şeytanilikte sınır tanımama yolunu açtı. İnsanlar, insanoğluna özgü olan davranışları kaybettiği kadar, insan olmak için verilmiş olan kodları da kaybetti; bu yüzden Tanrılar insanları artık insan olarak kabul etmiyor, onları insan olarak görmüyorlar. Bu sebepten dolayı, artık insanları kurtarmıyorlar. Tanrıların insanları neden terk etmiş olduğunun temel sebebi budur.
Burada insanoğlunun gerçek durumu hakkında konuşmaktayım. Hepiniz biliyorsunuz ki, Batılılar, konu erkek ile kadın arasındaki ilişkiye gelince, Çinli insanların neden hala oldukça çekingen olduğunu anlamıyor. Sizlere söyleyeyim ki, bu insanların nasıl olması gerektiğidir. İnsan ırkının türünü karıştıran ve insan etik değerlerini alt üst eden cinsel özgürlük, Tanrılar tarafından kesinlikle yasaklanmıştır. Bu yüzden, uygulayıcılar olarak kesinlikle bu türde bir şey yapmamalısınız. Bir karınız veya kocanız olabilir. Bu insanoğlu için olan normal bir yaşam biçimidir. Fakat eğer kocanız veya karınız olmayan biri ile cinsel bir ilişki yaşıyorsanız, bir günah işlemektesiniz. Batının ve Doğunun tüm doğru ve erdemli dinlerinin Tanrıları, bu konunun üzerinde ciddi bir şekilde durmuşlardır. İnsanoğlunun nasıl olması gerektiğini ayarlarlar iken bu konuyu çok ciddi bir şekilde ele aldılar. Ve günümüzde diğer başka problemler de mevcut -organize suçlar, homoseksüellik, şiddete tapma gibi. Bahsetmiş olduğumuz şeyler fenomenlerdir, fakat toplumun içinde bulunduğu durumu gösteriyorlar. İnsanlar şiddete hoşgörü gösteriyor ve zevk alıyor, mafyaya saygı gösteriyorlar ve hatta geçmişte insanları öldürmüş ve set fire yapmış olan korsan liderlerine tapıyorlar. Bu, insanların artık daha fazla iyiyi doğrudan ayırt edemediği anlamına geliyor; artık daha fazla iyiyi şeytanilikten ayırt edemiyorlar. Taptıkları şeyler erdemli ve doğru şeyler değil, kötü şeyler. Uyuşturucu bağımlıları ve ahlak anlamından çökmüş insanlar, hiç bir özdenetim veya disiplin olmadan toplum içerisinde canların istediği gibi davranıyorlar. İnsan değerleri tamamen tersine dönmüştür.
Geçmişte, dükkânlarda bebek oyuncaklar ne kadar güzel yapılmışsa (çocukların hoşlandığı türden) insanlar onlardan daha çok hoşlanıyorlardı. Günümüzde, ne kadar şirin yapılırlar ise insanlar onları bir o kadar az seviyor. Eğer onları şeytanlara veya canavarlara benzeyen şekilde yaparsanız veya görünüşlerini çok çirkin yaparsanız, daha hızlı satılıyorlar. Peki, bunun sebebi nedir? Hiç kimse sizden onları almanızı istemiyor, peki neden çok hızlı bir şekilde satılıyorlar? Çünkü herkes onlara sahip olmaktan hoşlanıyor. Bu durum, insanların değerlerinin ters yüz olmuş olduğu ve sahip oldukları şeytan-doğasının oldukça artmış olduğu anlamına geliyor. Hepiniz bir düşünün: eğer insanlar bu şekilde gitmeye devam ederlerse, korkutucu olmayacak mı? Eğer çok alçakgönüllü, saygılı ve ince davranırsanız veya erdemli olursanız saldırıya maruz kalıyorsunuz. İnsanlar bu tür bir kişiyi katı, eskimiş, modası geçmiş, trende uygun olmayan bir insan olarak görüyor. Eğer bu eğilim devam ederse, herhangi bir sınır olacak mı? Bu korkunçtur. İnsan ırkına ait olan her şey bu eğilim içerisinde aşağı doğru kayıp gidiyor. Aynı şey edebiyat eserleri ve saat eserleri için de geçerli. Geçmişte resimler, insanlara dokunacak kadar gerçekten çok güzel ve mükemmel yapılmalıydı, çünkü insanlar iyi kalplere sahipti ve bunun gibi sanatın iyi olduğunu düşündüler. Günümüzde, eğer çok güzel bir resim yaparsanız kişi etkilenmiyor çünkü iyilik dolu bir kalp taşımıyor. Eğer çılgınca bir şeyler çizerseniz -abartı, imgesel veya modern olarak isimlendirilen şeyler çizerseniz - onu oldukça iyi buluyorlar. Fakat nasıl iyi olabilir? Eğer bun açıklamak için insan muhakemesini gerçek anlamda kullanırsanız, bir açıklama bulamazsınız. Ne tür bir durumda kişi bunu açıklayabilir? Sadece karışmış, altüst olmuş bir kafa ile veya değişmiş bir zihinsel durum ile onun iyi olduğunu söylersiniz. Fakat o durumlar kesinlikle bir kişinin şeytan-doğasının ortaya çıkmasının tezahürleri, kendilerini göstermeleridir. Yani bir başka deyişle, günümüzde sadece insan değerleri alt üst olmamıştır -insanların şeytani doğaları da bu denli güçlü bir hale gelmiştir.
Geçmişte, heykeller çok güzel bir biçimde yontulurdu. Heykeltıraşların hünerleri, teknikleri ve artistik temelleri mükemmeldi. Bugünlerde bir araya getirilmiş bir hurda yığını bir sanat eseri olarak görülüyor ve büyük bir sanatçının başyapıtı olarak değerlendiriliyor. İnsanların sahip olduğu değerler böylesine ters yüz olmuştur. Hepiniz bir düşünün: Dünyamız gelecekte nasıl bir hale gelecek? Bir ülkede, insan dışkısı şeklinde yapılmış bir oyuncak gördüm -bu şekilde bile oyuncaklar yapmışlar ve bununla birlikte hala onu alan insanlar vardı. İnsanlar günümüzde neye saygı gösteriyorlar? Günümüzde neleri seviyorlar? Bu sadece basit bir sosyal eğilim veya güya sözüm ona gidişat meselesi değildir, insanların değerlerindeki bir değişikliktir. Bu gibi değerlere sahip olan insanlara ne olacak? Onlar hala insanlar mı? Sadece şeytanlar bu şekildedir. Şeytanlar şeytan iken, insanlar iyi olmak zorundadır. İyi ve şeytani birbirinden tamamen farklıdır. İyi şeyleri sevmeyen, şeytani şeyleri seven insanlara gelince, onlarla ilgili olan her şey şeytanidir, sadece dış görünüşleri büyük değişimlerden geçmemiştir. Fakat bir kişinin şeytan-doğası attıkça, yüzünün, görünüşünün ve vücudunun bile değiştiğini ve giderek daha iğrenç ve giderek daha vahşi bir hale geldiğini görürsünüz -gözlerinden bile acımasızlık saçılır. Eğer insan ırkı bu şekilde devam ederse bu gerçekten de çok korkutucudur! Eğer insanoğlu artık frene basmazsa.
Hepiniz bir düşünün: Bir dakika önce bir prensip hakkında konuştum, yani şöyle ki, insan toplumunun gelişimi, uygarlığın farklı dönemlerini içermiştir. Günümüzde bizler bir Taş devrinin yaşandığını biliyoruz. Sizlere şunu söyleyeyim, bu dünyada Taş Devirleri düzinelerce kez yaşandı. Taş Devri nedir? Taş Devri bir uygarlık yok edildikten sonra ortaya çıkar ve sadece çok az sayıda nispeten iyi insan hayatta kalır; Nuh'un Gemisi hikâyesinde anlatıldığı gibi, sadece oldukça az sayıda insan kurtulur. Sahip oldukları eşyaları, araç-gereçleri kaybettikten sonra ne yaparlar? Taştan aletler yaparlar. Ardından insan ırkı gelişir ve yeni bir uygarlık başlar. İnsanlar bu süreci Taş Devri olarak isimlendirmiştir. İddia edilen Taş Devri -maymunların insanlar evrimleştiği- hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Fakat insanlar, insanoğlunun maymunlardan evrimleştiğini söylüyorlar. Bu, modern bilimi sebep olduğu bir şeydir. Bu komik değil midir? Darwin'in evrim teorisi boşluklar ile doludur. Eğer buna inanmıyorsanız, o zaman onu dikkatlice gözden geçirin: Maymunlardan insanlara evrimleşme sürecinde ve de ilkel organizmalardan modern organizmalara evrimleşme esnasında, aradaki bağlantılar tamamen boştur. Fakat bununla birlikte insanlar bu teoriyi kabul etmişlerdir. Bu işte kör talihtir! Ve bu, günümüz uygarlığının en rezalet, en yüz karası durumu ve skandalıdır. Bu gerçekten en garip olan şeydir!
Az önce konuşmuş olduğum şey bir bütün olarak tüm insan toplumunun durumu ile ilgiliydi. Bir düşünün: Eğer Tanrılar insanoğlunu artık insan olarak görmüyorlar ise, insanoğlu tehlike içerisinde değil midir? Az önce de bahsettiğim gibi, farklı zaman dönemlerindeki insanlar neden yok edildi? Maya kültürü artık neden var olmuyor? Kişi arkeolojik bulgulardan, o zamanki insanların ne kadar yozlaşmış olduğunu görebilir. Batıdaki en son uygarlığın insanları -Beyaz Irkın ataları- Antik Yunan ırkı idi; günümüz modern Yunanlıları değil, Antik Yunanların ırkı. Bu ırktan çok az sayıda insan bulunmaktadır. Gördüm ki, Hindistan'ın beyaz Hintlileridir. Onlardan çok az sayıda var. Onların uygarlığı neden yok edildi? Antik Yunanlılar ile ilgili arkeolojik obje ve kalıntılarda, homoseksüellik ile ilgili şeyler bulundu. O zamanlardaki yaşam stili çok yoz, çok yozlaşmış ve çok aşırı idi. Durum bu değil miydi? Bunun sebebi, artık son, final aşamasına kadar ilerlemişlerdi. Beyaz ırkın son döngüsü başlangıçta öyle değildi -bir insan uygarlığının ilk aşamaları elbette ki o denli baştan çıkmış değildir- fakat uygarlık daha sonraki aşamalarına doğru ilerlediğinde ve gerçekten baştan çıkmış bir hale geldiğinde, Tanrılar insanların artık iyi olmadığını gördüler ve bu yüzden de onları yok ettiler. Geriye kalan iyi insanlar yavaş yavaş yeniden gelişmeye başladılar ve günümüzdeki beyaz ırk haline geldiler. Bir düşünün: Eğer insanlar hiçbir çekingenlik olmaksızın bu şekilde gelişmeye devam ederlerse ve eğer Tanrılar insanları artık insan olarak görmezlerse, bu korkunç derecede tehlikelidir!
İsa insanlara merhamet ettiğini ve insanlar felaketle karşılaşınca ona inananları kurtarmaya geleceğini söylemişti. Gerçekten kimse ona inanmadığından kimi kurtarmaya gelecekti? İnsan ırkın farklı zaman dönemlerinde yok edilişi tamamen son derece korkutucu bir şey olan insan ahlakının çökmesinden kaynaklandı. İnsanlar her şeyi kendi istedikleri gibi, belirli şekillerde, belirli yollarla yapmak istiyor, kendi istedikleri gibi, belirli şekillerde gelişmek istiyor ve toplumun belirli bir duruma ulaşmasını istiyorlar -insanlar her şey için karar vermek isterler Fakat bugüne kadar insanlar hiçbir zaman bu işin yönlendiricisi olamadılar ve onlar sadece toplumu çok daha kötü bir hale getirdi ve insan ahlakını çok daha iler düzeyde dejenere etti. Özellikle geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde, insanlığın aşağılara doğru kayma hızı inanılmaz derecede hızlı ve korkutucudur. Büyük felaketler ve belalar hakkında hiçbir zaman konuşmam, çünkü onlar toplumun kaosa sürüklemesine neden olurdu. O sorumsuzca yorum yapmak demek olurdu, bu yüzden o şeyler hakkında konuşmam. Onların var olup olmadıkları konusunda tasam yok ve bunu ele alıp tartışmayacağım. Fakat sizler sadece tek bir şey söyleyeceğim: Benim bugün aktarmakta olduğum şey, doğru bir Fa'dır ve ben sizlere iyi bir kişi olmanızı öğretiyorum. Eğer siz iyi bir insansanız, herhangi bir felaketin sizler ile bir ilgisi olabilir mi? İşte bu şekildedir. Söyleyeceğim ki, eğer toplumdaki insanlar büyük oranda iyi insanlar haline gelirlerse herhangi bir büyük felaket olmayacaktır. Çünkü insanlık tarihindeki hiçbir şey tesadüfî değildir - her son kendisine ait bir sebebe sahiptir.
Sanıyorum ki, bu konuyu şu anda ele almam uygulamanıza fayda sağlayacak, çünkü günümüzde insanların edinmiş olduğu fikir ve kanılar, Fa'yı elde etmelerini engelleyebiliyor. Size şimdiki insan toplumunun gerçekten neye benzediğini söylediğimde Fa'yı elde etmenize yardımcı oluyorum. Benim sizlere öğrettiğim şey bir Fa'dır, bir prensiptir. Hepiniz kendinize ait bir zihne sahipsiniz ve onu doğru bulup bulmamayı anlamak için, kendi başınıza değerlendirebilirsiniz.
Ele alıp konuşmuş olduğum şey oldukça yüksek seviyeli ve hassastır ve de konuların içerdiği kapsam da oldukça derin. Fakat bununla birlikte belirli insanları ve bireyleri hedef almadım. Sadece sosyal fenomene odaklandım. Ne tür bir insan olursanız olun ve ne kadar kötü şey yapmış olursanız olun kendinizi içten bir kalp ile gerçek anlamda geliştirdiğiniz sürece sizi koruyup gözeteceğim. Eğer kendinizi geliştirmezseniz, o zaman, yapılabilecek hiçbir şey yoktur.
Bu bir deneyim-paylaşma konferansı, bu yüzden insanlar yaşadıkları, deneyimledikleri şeyler vasıtasıyla neler öğrenmiş olduklarını paylaşacak. Bitince, sorularınızı cevaplandırmak için yarım gün harcayacağım ve o zaman da birçok Fa prensibi üzerinde konuşacağım.
|