TurkishChinese



İsviçre Konferansında Fa'yı Öğretme

Li Hongzhi
(4-5 Eylül 1998, Cenevre)



Hepinize iyi günler,

Burada oturanlar arasında Singapur Fa konferansından koşup gelenler, diğer ülkelerden ve bölgelerden koşup gelenler ve yeni öğrenciler de var. Bizim bir Fa konferansı düzenlememizin ana amacı, herkesin birbirinin tecrübelerinden iyi olanları öğrenip, eksiklerini keşfederek xiulian uygulamanızda birlikte gelişebilmenizi sağlamaktır. Aynı zamanda bu olayın kendisi, Fa'nın yayılması için bir fırsattır. Bizim bugün burada yapmak istediğimiz her şey, kendimizi geliştirmemizi ve kendimizi yükseltmemizi sağlaması içindir -formalitesel bir anlamı yoktur. Bu yüzden gelecekte herhangi bir zamanda bir konferans düzenlediğimizde, öğrencilerimizin gelişim göstermelerine gerçek anlamda yardımcı olmak için, bu prensibe sadık kalmalıyız. Bu gibi konferanslar düzenleyebilmeden önce bunu sağlamalıyız. Herkes sıkı bir biçimde insani düşünme biçimine sahipken, çok fazla sayıda tecrübe paylaşım konferansı düzenlenmesi, sıklıkla sen bu şekilde düzenlersen ben de başka yoldan yaparım vs. gibi bir tür rekabete sebep oluyor ve herkes sıradan insan zihnini sıkça sürdürüyor. Bu olmamalıdır. Hepimiz Fa'nın izinden yürümeliyiz ve bu gibi konferansları tamamen öğrencilerin uygulaması için düzenlemeliyiz.

Salonda bulunanlarınızın oldukça az sayıda kısmı eski öğrencimiz. Hepinizi görmekten dolayı gerçekten çok mutluyum. Xiulian yolunda, kendinizi gerçekten büyük bir hızla geliştiriyorsunuz. Henüz kendinizdeki değişimlerin farkına varamıyor, bunu göremiyorsunuz fakat meydana gelen değişim çok büyük. Bunu fazla uzak olmayan bir gelecekte tasdik edebilecek ve görebileceksiniz. Bu yüzden çok memnunum.

Kendinizi geliştirdiğiniz, xiulian uyguladığınız bu dönem zarfında, Fa konferanslarında öğrettiğim Fa'yı dinleyerek, sürekli bir biçimde derinlemesine Zhuan Falun'u okuyarak, gerçeğin farklı tezahürlerini görebiliyorsunuz ve farklı ve de daha derin anlayış elde ettiniz. Bununla birlikte, uygulama süreciniz hakkında ve başka bir kozmik yapının konsepti hakkında daha ileri düzeyde konuşmak istiyorum. Öncelikle, bir başka kozmik yapı hakkında konuşacağım. Burada öncelikle açıklamak zorunda olduğum bir şey var: Kozmos aslında Fa tarafından oluşturuldu. Bu yüzden kozmos hakkında konuşma amacım kesinlikle çağdaş bilimi birtakım daha yüksek seviyelere doğru itmek değildir ve sizlere bir tür bilgi vermek için değildir. Sizin xiulian uygulamanızı sağlamak içindir. Çünkü bu Fa ile ele ele gitmektedir. Amaç, xiulian uygulamanızla sizleri farklı seviyelere ulaştırmaktır. Yani, yaratılmış olduğunuz farklı alanlardaki yerlere döndürülecek, kozmosun farklı seviyelerine ve âlemlerine geri döndürüleceksiniz. Bu Fa, kozmosun büyüklüğü kadar sınırsızdır ve hala sizin zihniniz tarafından bilinemeyecek bir kavramdır. Bugün bir başka açıdan konuşacağım ve düşüncelerinizin alıp alamayacağına bakacağım.

İlk önce kozmos hakkında konuşacağım. Kozmos hakkında konuşmak, onu başka bir açıdan ortaya koymak aslında maddeyi veya maddeyi algılayışı ele almaktır. Modern bilim ne kadar gelişmiş olursa olsun onun maddeyi algılayışı hala çok çok aşırı derecede yüzeyseldir. Kozmosun tamamı ile karşılaştırıldığında bahsedilmeye bile değmez -onlar mukayese edilemezler. Biliyorsunuz, daha önceden kozmosun temel parçacıklardan oluştuğunu söylemiştim. Peki, o halde onu oluşturan temel parçacıklar nelerdir? Bu belirli, özel bir biçimde açıklanmak zorundadır. Kozmik vücutların farklı katmanları konseptinde (evrenlerin farklı katmanları değil), kozmik vücutlar ne büyüklüktedir? Sadece tek bir kozmik vücudun genişliği çok çok büyüktür. Fakat bir düzenin olduğu, bu şekilde de kozmik bir vücudun evrenlerin birtakım ortalama sayıdaki katmanlarından oluştuğu gibi de değildir. Bazıları, evrenlerin on bin katmanından daha fazla sayıda katmandan oluşur. Ve evrenlerin 100 milyon katmanından daha fazla katmandan oluşanlar da vardır. Bu konsept aşırı büyüktür. Bu yüzden her bir kozmik vücut, hayal edilemeyecek olan kozmik bir genişliktir.

İnsanlar evrenin konsepti hakkında konuşurken, temel olarak, insanların farkına varabilmiş olduğu belirli sayıda galaksinin genişliği içerisinde konuşmaktadır. Modern bilimin gözlemleyebildiği alan sadece bir küçük evrendir ki insanlar bundan bahsetmektedir. Mesela Dünya'yı başlangıç noktası olarak ele alalım. Bu küçük evrenden başlayarak bizim bu küçük evrenimiz büyüklüğünde üç bin evren, evrenin ikinci katmanını oluşturur. Ardından ikinci katman büyüklüğünde üç bin evren, evrenin üçüncü katmanını oluşturur. Bir düşünün: Büyüme oranı oldukça büyüktür. Bununla birlikte, bu sadece tek bir başlangıç noktasından olan genişleme hakkında konuşmaktır. Fakat bu evrende dünya büyüklüğünde sadece tek bir tane parça yoktur. Dünyanın büyüklüğüne yakın büyüklükteki parçacıklar, evrenin başından sonuna kadar yayılıp dağılmıştır ve onlar sayılamayacak kadar fazladır. Şu an sadece evrenlerin sadece tek bir parçacıktan başlayarak genişlemesinden bahsettim. Fakat aslında, o büyüklükteki parçacıklar, kozmosun başından sonuna kadar her yere yayılmıştır. Onlar herhangi bir şeyin ve de her şeyin içerisindedir. Onların tamamı büyükten küçüğe ve küçükten büyüğe doğru yayılarak bu tür bir genişleme sistemine sahiptir. İnsan ırkı için, küçük evrenlerin sadece bu tek bir katmanı bile muazzamdır. İçindeki gezegenlere özgü parçacıkların sayısı, sayılamayacak kadar çoktur. Neden? Çünkü, her ne kadar, çok yüksek seviyelerde bulunan Buda'lar, Tanrı'lar ve Tao'lar, her şeyi kuşatan bir kavrayışa sahip olsa da, hiç biri toz zerreciklerini saymayı düşünmemiştir. Engin ve geniş kozmik vücut içerisindeki bir gezegen, gerçekten de kozmosun içinde sürüklenen bir toz zerreciğidir.

Bu yüzden, bu büyüklükteki üç bin evren durmaksızın çoğalır ve alanı büyütür; onlar durmaksızın sayıca katlanır ve sistemi genişletir. Aşağı yukarı, bininci katmanda, bu kozmik vücut sisteminin sınırına ulaşılır. Fakat o alan da, var olan tek şey değildir: Engin kozmos içerisinde o hala bir parçacıktır ve o seviyenin parçacıkları da sınırsız kozmosa yayılmıştır. Bu alanın ötesinde, tamamen bir boşluk durumu var olmaktadır. Ve tam olarak ne kadar boştur? Eğer bu sistemdeki herhangi bir madde onun içine girseydi, bu yok olup parçalanma ile eş değer olurdu. Çünkü bu sistemin alanı içerisinde bulunan herhangi bir madde yaşama sahiptir, karakteristik özelliklere ve düşünceye sahiptir. O türde bir mikroskobik boşluğa girmek, sanki parçacığın artık daha fazla sahip olduğu düşünceyi ve yaşamı sürdüremeyeceği gibi olurdu. Bir anda parçalanıp dağılırdı. Yani bir başka deyişle, onun içine düşmüş olan her şey parçalanıp dağılırdı. Konsepti bu şekilde açıklamak bizim açımızdan anlamayı kolaylaştırıyor. Fakat bununla birlikte, o boşluk alanının ötesinde, aslında daha büyük geniş alanların kozmik vücutları bulunmaktadır. Fakat bununla birlikte bu alandaki canlılar oraya doğru tek bir adım bile atamazlar çünkü daha mikroskobik seviyelerde ve hatta daha da mikroskobik seviyelerde, daha mikroskobik bir doğanın faktörleri daha fazla var olmaktadır. Bununla birlikte, daha büyük olan alanların üzerinde, maddenin ve yaşamın konsepti, o kozmik vücuttakinden faklıdır -maddenin sahip olduğu konsept artık var olmamaktadır. Kozmik vücutların kapladığı alan içerisinde, evrenlerin-katmanlarının sayısı aynı değildir fakat her bir kozmik vücut ve tüm kozmik vücutlar en mikroskobik ve en temel maddelerden oluşturulmuştur. Ve tüm temel maddeler, kozmosun doğası olan Zhen-Shan-Ren'den oluşturulmuştur.

Burada hakkında konuşmakta olduğum konsept gerçekten karmaşıktır. Dikkat göstermeniz gerekiyor çünkü insan dili hakikaten limitlidir. Örneğin, belirli bir kozmik vücudun özelliklerini taşıyan en büyük parçası bile, kendi sistemi içerisinde bulunan ölçülemeyecek kadar küçük parçacıklardan, o büyüklükteki parçacıkların bir katmanına dönüştürülmüştür. Buna yatay parçacık oluşum sistemi denir. Yani, bir maddenin parçacıkları, sadece dikey mikroskobik sistemden bir araya gelip birleştirilmez, aynı zamanda kendileri de maddelerden oluşur -mikroskobikten daha geniş ve daha geniş olana doğru- kendilerine ait bir sistem içerisinde. Yani bir başka deyişle, o sistemin her bir seviyesindeki farklı büyüklüklerdeki parçacıkların kendileri mikroskobik parçacıklardan oluşan sistemlerdir. Ve o sistemin her bir seviyesindeki farklı büyülüklerdeki paçacıklar her şeyi doldurur, kaplar. Bu yüzden farklı büyüklüklerdeki parçacıkları yatay oluşumsal düzen biçimlendirir aynı zamanda. Sahip olduğu en temel parçacıklar ve en büyük parçacıklarının seviyesi, birbirinden oldukça uzaktır

Peki, o halde, en temel, en orijin madde nedir? Su'dur. Fakat benim söylediğim su, sıradan insan toplumunun suyu değildir. Ne de farklı seviyelerde bulunan nehirlerin, akarsuların, göllerin ve okyanusların suyudur. Bu su, belirli bir seviyedeki tüm maddeleri ve yaşamı oluşturmuş olan sudur. Onu "orijinal madde" olarak isimlendirebilirsiniz, [aslında] ona sadece orijinal madde diyebilirsiniz. Ve bu tür bir su, bizim sıradan insanların yaşadığı boyutta anladığımız su konseptinden farklıdır. Tam olarak söylemek gerekirse, ona "durgun su" denmelidir çünkü hiç hareket etmez. O tamamen durgun ve hareketsizdir. Eğer içine bir şey atarsanız dalgalanmaz veya sıçramaz.

Şimdi su hakkında konuşuyorken, ilk önce insan dünyasındaki su hakkında konuşalım. Günümüz modern biliminden bir örnek alabiliriz. Bildiğiniz gibi, bizim insan toplumumuzda, günümüz çağdaş bilim adamları, organik ve inorganik maddelerin olduğunu söylemektedir. Aslında bunlar sadece bu boyut ile sınırlanmış olan kavrayışlardır. Madde sadece bu yüzey boyuttaki maddelerden oluşmaz. Genellikle bilim adamları bu boyutta canlı varlık olarak düşünülen -ağaçları, çiçekleri, çimleri, bitkileri, hayvanları ve insanoğlunu organik maddeler olarak sınıflandırır. Aslında onlar bu boyuta ait olan su tarafından yaratılmışlardır. Bildiğiniz gibi su insan vücudunun %90'ından fazlasını kapsamaktadır. Yani, biz insanlar bu boyuta ait olan sudan meydana gelmekteyiz. Daha önce suyun her şeyi yaratabileceğini söylemiştim. Sadece günümüz çağdaş bilimi bunun farkına varamaz. Bununla birlikte, [bildiğiniz gibi] bu boyutun suyu sebzeleri yetiştirebilir. Bir sebze durmaksızın arka arkaya sıkıldığında, eninde sonunda geriye klorofilden başka bir şey kalmaz. Ve klorofil özel olarak işleme tabi tutulursa geriye sudan başka bir şey kalmaz. Yani bir başka deyişle, insanların organik maddeler olarak kabul ettiği bu boyuta ait olan her şey aslında bu boyuta ait olan sudan oluşmaktadır. Bu şu anlama gelir ki, her şeyi su biçimlendirir ve yaratır.

Bu yüzden sizlere söyleyeyim ki: Sözüm ona inorganik maddeler de aslında daha yüksek seviyeye ait olan bir su tarafından yaratılmıştır. Fakat modern bilim bunu anlayamaz ve bu yüzden de o maddelerin canlı olmadığını düşünür. Fakat onlar aslında canlıdır. Onların var oluş biçimi modern bilimin anlayabileceğinden oldukça farklıdır. Eğer modern bilim şu anki konseptinde gelişmeye devam ederse, insanlar onların biçimini asla anlayamayacaklar. Antik dönemlere ait xiulian döngülerinde bir deyiş vardı: "Ölümsüzler çok güçlüdür, onlar kazan içine bir taşı atarlarsa taştan su çıkarabilirler." Bu kulağa şaka gibi gelir fakat aslında şaka değildir. Bu evrenin ait olduğu geniş alanın tamamı, başından sonuna kadar, her nesnenin en temel orijini sudur. Daha mikroskobik su nasıldır? Ve daha da mikroskobik su nasıldır? Bu kavranılamazdır, hayal edilemezdir. Bunu söyledim ki, bu sadece sizde bir fikir olarak kalabilir.

Yani şu an söylemiş olduğum şey, farklı seviyelere ait olan parçacıkların hepsinin, bir "temel", "en orijin" olan bir elemente sahip olduğudur. Fakat o parçacıklar, bir bütün olarak, hem dikey hem de yatay düzenlemelere sahiptir. Aynen bizim üzerinde bulunduğumuz dünyanın başlangıç noktası olması gibi: Belirli sayıda galaksiler bir evreni oluşturur ve ardından belirli sayıda evrenler daha geniş bir evrenin alanını (sahasını) oluşturur. Biz başlangıç noktası olarak Dünya'yı alıyoruz çünkü biz insanoğlu buradayız ve ben Fa'yı burada öğretiyorum. Bu yüzden Dünyayı başlangıç noktası olarak ele alıyorum. Fakat dünya evrendeki tüm maddelerin başlangıç noktası değildir. Bizler etrafımızda gördüğümüz tüm maddelerin en materyal olan maddeler olduğunu düşünüyoruz. Geçmişte Fa'yı öğretirken, kimsenin kafasını karıştırmamak için, onların en-düşük seviyeli maddeler olduğunu söylemiştim. Fakat gerçekte, sadece onlar bir tür fiziki madde olarak ele alınıp, kabul edilemez. Onlara "Basit, Temel maddeler" diyebilirsiniz. Onlardan bahsetmek için başka terimlerde kullanabiliriz. Bununla birlikte hala "süper-madde", "süper süper madde" ve hatta "daha da süper süper maddeler" ……var olmaktadır.

Dünya bu Üç Diyarın boyutları içerisinde merkezde bulunmaktadır. O dikey olarak, yatay olarak ve tanecikli anlamda merkezi konumda bulunmaktadır. O halde aynı zamanda kütleleri bizim Dünyamızdan çok daha büyük olan maddeler de bulunmaktadır. Atomlar veya atom çekirdekleri büyük kütleler biçimlendirse de daha önce ele almış olduğum şey, bu tür bir kütle değildir; bu o konsept değildir. Onlar insanoğlunun görebildiği maddelerdir. Benim hakkında konuştuğum şey "süper-madde"dir, hiçbir şekilde insan boyutuna ait bir madde olmayan bir şeydir. O bu boyutun maddelerini parçacıkları anlamında ve sahip olduğu yüzey bileşimsel durumu anlamında bastırır. Bu yüzden, en büyük süper maddenin (alt) noktası Üç Diyarın sınır çizgisidir ve aynı biçimde en küçük süper maddenin en (alt) noktası da Üç Diyarın sınırındadır. İnsan boyutu veya insanoğlunun bildiği maddenin (alt) noktası büyük ve küçük maddelerin arasında bulunmaktadır. Eğer bu insan boyutunda bulunan her şeyi "madde" olarak isimlendirseydiniz, o durumda insan dünyasındaki maddelerden daha küçük olan Üç Diyar içindeki şeyler sadece "madde olmayan-madde" şeklinde isimlendirilebilirdi ve hatta çok daha küçük maddeler "olmayan madde" şeklinde isimlendirilirdi ve bu, ta ki Üç Diyar içerisindeki en küçük parçacıklara ulaşana dek bu, bu şekilde devam ederdi. Daha önce bu evrendeki büyük ve küçük konseptinin sıradan insanların anladığı gibi olmadığını anlatırken, söylemek istediğim şey buydu.

Ve kozmos bir bütün olarak aynıdır. Tüm parçacıklar canlıdır -onlar yaşama sahiptir. Bu yüzden herkes bir düşünsün: Büyüklüğü ne kadar büyük olursa olsun, evren de canlıdır. Fakat bir kozmik vücudun sınırları içerisinde, sayısız, sayılamayacak kadar çok olan farklı büyüklüklerdeki parçacıkların her biri, bireysel bir canlı olarak varlığını sürdürmektedir. Bu kozmos da cennetlerin kaç katmanı bulunmaktadır? O evrenlerin kaç katmanına sahiptir? Kozmik vücutların katmanları kaç tanedir? Kozmosun içinde bulunan hiç bir varlık onun ne kadar büyük ve karmaşık olduğunu hesaplayamaz. Hakkında konuştuğum kozmik vücut konsepti, evrenlerin on milyonlarca katmanlarını içermektedir fakat o da bu sonsuz kozmosun sınırsız vücudu içerisinde sadece bir toz zerreciğidir. O da küçük bir parçacıktır. Eğer çok ama çok daha uzak yerlere gidebilseydiniz ve dönüp arkanıza bakabilseydiniz, onun, bir kum tanesinin insanlara göründüğü gibi küçük olduğunu görürdünüz. Daha da uzak bir yerden bakıldığında, bir toz zerreciğinden daha küçük görünür. Şu anda, tekrar ve tekrar açıklıyordum, açık ve net bir biçimde söylemek gerekirse, tüm kozmos parçacıklardan oluşmuş gibi görünür -parçacıklardan oluşmuş parçacıklar ve parçacıklardan oluşmuş parçacıklar gibi. Bunu anlatmak için bir dil yoktur ve bu insanoğluna anlatılamaz.

İnsanların düşünme biçimi daima limitlidir. Parçacıkların parçacıklardan oluştuğunu söylediğimde, aslında uygun ve yerinde olmayan basit bir mantık geliştirmiştiniz. Kozmosun yapısının karmaşıklığı insanların kullandığı dili kullanarak net bir biçimde açıklanamaz. Dahası, düşünceler, zaman, boyutlar, yaşam-formları…..bizim boyutumuza gelinmesi üzerine her şey değişir. Özellikle, zaman-alanları farklılaştığında, parçacıklar arasında büyük farklılıklar oluşur. Örneğin, biz biliyoruz ki, gezegenler arasında oldukça uzak olan mesafeler var. Fakat bizim vücutlarımızın, tahtanın, havanın, suyun..v.s…hepsinin moleküllerden oluştuğunu, o moleküllerin aynı zamanda parçacıkların bir seviyesi olduğunu ve parçacıkların bu seviyesinin gezegenlerin tam bitişiğinde olduğunu biliyor muydunuz? Yani, moleküller gezegenlerden sonraki en büyük parçacıklardır. Atomlar moleküllerden sonraki en büyük parçacıklardır. Moleküller ile atomlar arasındaki mesafeye insan düşünce biçimi ile baktığımızda, onların birbirine çok yakın olduğunu düşünürüz ve hatta neredeyse aralarında mesafe diye bir şey yoktur. Fakat eğer o boyuta girebilseydiniz, o boyutun da kendine ait zamanı ve bir durumu olduğunu görürdünüz ve o aynı zamanda aşırı derecede büyük ve geniş bir boyuttur. Her bir seviye bunun gibidir. Bizler, moleküllerin ve gezegenlerin arasına yerleşmiş olarak, kozmosun çok büyük ve geniş olduğunu hissediyoruz. Fakat eğer atomlar ile moleküller arasında dursaydınız, o kozmik alanın şu andakinden çok daha geniş olduğunu hissederdiniz. Yani bir başka deyişle, onu anlayabilmek için onun zamanının ve alanının var olduğu biçime uyum sağlamak zorundasınız.

Şu anda bu konuyu tartışarak herkese şunu anlatıyordum, sizler gezegenler arasında büyük mesafeler görüyorken, insani fikir ve kanılarımız ile bakıldığında birbirlerine çok yakın olan moleküller arasındaki uzaklık aslında çok büyüktür. Parçacıklar sayılamayacak kadar çok canlıya biçim verebilir -buna biz insanoğlu, türlü türlü hayvanlar, bitki çeşitleri, tahta, çimento, çelik ve demir olduğu kadar, içinde yaşadığımız hava da dâhildir. Daha önce insanoğlunun aslında bir toprak yığını içerisinde yaşadığını söylemiştim. Solucanların toprağın içinde sürünerek yaşadığından haberdarız. Fakat Tanrıların biz insanlara aynı şekilde baktığını -insanların toprağı eşeleyip içinde yaşadıkları şeklinde baktıklarını biliyor muydunuz? Peki, bunun sebebi nedir? Biz insanlar toprağı toprak sanırız fakat Tanrılar hepsini molekül olarak görür -yani, Üç Diyar içerisindeki molekülleri- toprak olarak ve en adi, en bayağı ve en kirli (pis) madde olarak görür. Onları toprak olarak ele alırlar ve hakikaten topraktır. Dolayısıyla bir düşünün: O Tanrılar bu evreni ve bu dünyayı nasıl görüyorlar? Hava moleküllerden oluşmuştur ve tüm etrafınızda bulunan, etrafınızda var olan her şey de moleküllerden oluşmuştur. Bu boyuttaki su da aynı zamanda moleküllerden oluşmuştur ve hava da öyle. Tanrılar molekülleri toprak olarak görür, bu yüzden sizler tamamen toprağın içine gömülmüş durumdasınız ve insanoğlu toprağın içinde kazarak, eşeleyerek ilerlemektedir -insanoğlu sadece bu tip bir ortam ve çevre içerisinde yaşamaktadır. Bunu bu şekilde açıklama yoluyla, belki de Batı dinleri geleneklerinde Yahova ve İsa'nın neden insanın balçıktan yaratıldığını öğrettiğini anlayabilirsiniz, değil mi? Aslında, Doğuda da Nü Wa'nın insanı balçıktan yarattığı söylenir. Bu açıklama sizin bunu anlamanızı daha da kolaylaştırmalıdır. Aslında, Tanrılar, bu boyuttaki maddeleri oluşturan tüm parçacıkları toprak tozu veya toprak olarak görür. Bu gerçekten doğrudur.

Şu anda parçacıkların bir boyuttaki her şeyi oluşturabileceğini söyledim. Kozmik vücutlar genişlemekte ve büyümektedir. Bir dünyayı oluşturan parçacıklar ne kadar mikroskobik ise, o dünya bir o kadar güzel ve görkemlidir. Aslında, daha büyük parçacıklar, daha da büyük kozmik alanlar veya daha büyük yaşamlar oluşturabilir Biz insanoğluna gezegenler birbirlerinden çok uzaklarmış gibi görünüyorken, daha büyük varlıklara, birbirlerine çok yakınlarmış gibi görünürler; insanların, moleküllerin arasındaki mesafeyi algılamaları ile aynıdır. O halde -insanların gezegenler arasında gördüğü şey -bir varlığın vücudunun bir parçası olabilir mi? Yani bir başka deyişle, o daha büyük bir yaşamı oluşturabilir mi? Bu gerçekten de aynı düşüncedir. Geçmişte, devlerin ve cücelerin olduğu söylenirdi. Sıradan insanların onların var olup olmadığını söylemeleri önemli değildir, ben prensipler anlamında öğretiyorum. Sadece zaman değişmiş durumdadır. Tarihin gelişiminin bu noktaya gelmesi ile birlikte, bu zaman periyodunun tarihi ve kültürel gereksinimlerine uyması gerekiyordu. Böylece de, günümüz toplumunun şu anki içinde bulunduğu duruma neden oldu. İnsanlar artık göremedikleri ve yaşamadıkları şeylere inanmıyorlar. Ve daha fazla inanmadıkça da, gerçeği bilmelerine bir o kadar izin verilmiyor. Bunun sebebi insanların aptal bir hale gelmiş olmalarıdır. Ve insanoğlunun kuşkusu aslında ayarlanmış bir şeydi. Ben sıkça söylerim ki, insanoğlu yetkili olmak istemiştir, fakat hiçbir zaman olamamışlardır.

İnsanoğlunun sorumlu ve yetkili olması ve demokrasi istemesi meselesine gelince, insanoğlu asla sorumlu ve yetkili olamaz çünkü dünyayı yönetenler Tanrılardır. Örneğin, kişiler yaşamları içerisinde birçok kutsamaya ve büyük doğal yeteneklere sahip olduğunda, o elbette o şekilde düzenlemiştir veya yüksek düzey görevli haline gelirler. Az sayıda kutsamaya sahip olanlar ve o kadar da yetenekli olmayanlar, aksine, kesinlikle yüksek-düzey görevli olamazlar. Paris komünü, monarşiyi devirdi. Fakat sizlere söyleyeyim ki, Fransa'da nesiller boyunca seçilen başkanlar, daha önceden imparatorlar idi; sadece düzenlemeler değişmiştir. Bununla söylemek istediğim şu, her şey Tanrılar tarafından düzenlenir. Bu yüzden, politik partiler arasında gelişmiş olan çekişmeler sadece günümüz insanoğlunu arasında var olan meselelerdir. Çok eski, antik dönemlerde - ve sanıyorum hepiniz bu noktaya inanıyorsunuz -böyle bir şey yoktu. Günümüzde insan ırkı, aslında çarpık bir toplum ile birlikte, oldukça çarpık bir insan ırkı durumunda. Şimdilik bu konu hakkında söyleyeceklerimin hepsi bu kadar!

Az önce, evrenin farklı parçacıklarının farklı büyüklüklere sahip canlılar oluşturabildiğinden bahsetmiştim. Her bir gezegende yaşam var olmaktadır. Sadece, insanoğlunun bu boyutunda görünmezler, bu yüzden biz insanlar onları anlayamayız. Günümüz bilimi bunu anlayamaz çünkü az gelişmiştir ve sadece bu boyut içerisinde sürünüp emekleyebilir. Aslında, diğer boyutları görmek oldukça basittir. Büyük bir mikroskobik gözlemleme sistemine sahip olduğunuz sürece, moleküllerden daha küçük parçacıklardan oluşmuş olan o nesnelerin var oluş formlarını görebilirsiniz. İnsanoğlu onların gerçek var oluş durumlarını göremez, çünkü insanlar kendilerinde her türlü engeli barındırmaktadır -insanlar kendilerini inanmaktan alıkoyan zihinsel engellere sahipler. Bunu yapmaya cesaretleri yok, bunu yapma amacını anlamıyorlar ve bunun gerçek varlığını da göremiyorlar. Fakat onları görmek isteyip istememenize bakılmaksızın, zaman zaman kendilerini gösterip, açığa vururlar. Bazı insanlar aniden onları görür. Olayların garip bir kombinasyonu altında, hareket halindeki maddeler bir anda kendilerini gösterebilir. Bu ara sıra olan bir şeydir. İnsanlar serapları daima atmosferdeki bir kırılma olarak açıklarlar. Bu, modern bilimin açıklayamadığı şeyleri açıklamak için benimsenmiş olan kendini haklı çıkarma teorisidir. Bu hiç mantıklı değildir. Gerçekte ise, onlar diğer boyutlardan olan gerçek tezahürlerdir. Az önce ele almış olduğum evren konseptini anlayıp kavrayabildiniz, öyle değil mi? (Alkış)

Evrende bulunan tüm maddeler Zhen-Shan-Ren'den oluşturulmuştur. Zhen-Shan-Ren farklı seviyelerde kendisini farklı biçimlerde gösterir ve farklı yollarla sergilenir. O, farklı boyutların canlı varlıkları için farklı yaşam ortamları yaratmıştır. İnsanoğlunun içinde yaşadığı seviyeye gelince, bu Fa'nın tezahürleri aşırı derecede geniş ve çok ama çok karmaşıktır, xiulian uygulama yolları bol ve insanların aydınlandıkları gerçeklikler çok çok fazladır. Eğer bir kişi iyi bir insan olmak istiyorsa, bu boyutta bulunan kriterler; yardımseverlik, sadakat, görgü kuralarına uymak, öğrenmek, güvenilirlik ve bunun gibi şeylerdir. Onların hepsi Zhen-Shan-Ren'den türer ve inanılamayacak kadar fazlalardır. Ve hepsi bu kadar da değil. Bayanları oluşturan elementler narin, kırılganken, erkeklerin güçlü ve erdemli olması gerekmektedir. Bunların hepsi Fa'nın tezahürleridir. Maddi varlıkların nasıl göründüğü ve maddi formların var oluş biçimleri -bunların hepsi Fa'nın tezahürleri, kendisini gösterme biçimleridir. Her şeyi Fa yaratmıştır.

Şimdi de, xiulian hakkında konuşacağım. Xiulian uygulamasında, oraya gitmek için neden o seviyenin kriterini karşılamak zorundasınız? Çünkü o belirli seviye için Fa vardır. O seviyenin içerisinde o canlılar için istenilen bir standart olduğu kadar, o canlıların sahip olduğu ortam için de bir standart vardır. O seviyenin ortamına uygun olmayan karma yüklü bir beden kabul edilemezdir. Kirli bir beden kesinlikle o yükseklikteki bir seviyeye giremez. Bu yüzden o yüksek seviyenin bedensel durumuna uyum göstermek zorundasınız -yani, karmadan muaf bir durumda. Sadece karmadan muaf olmak değil, bir de vücudunuza ait olan maddeler o şekilde mikroskobik ve saf olmak zorundadır. Bu gerçek anlamda xiulian uygulamayanların elde edemeyeceği bir şeydir -isteseler ve peşinde koşsalar dahi. O sadece geliştirilebilir. O zorluklara dayanarak ve zorlu bir xiulian uygulamasından geçilerek elde edilir.

Dahası, sizin yaşayan tarafınız o alanın standartlarına uymak zorundadır. Veya bir başka deyişle, zihniniz, düşünceleriniz ve varlığınızın tüm spritüel özellikleri o seviyenin standartlarını karşılamak zorundadır.

Elbette, o boyuta ait canlıların var oluş biçimleri için de bir standart vardır. Oraya şu anki gibi bir insan olarak gidemezsiniz. Tamamlanmaya ulaşmak üzereyken, o boyuttaki canlıların görünümünü almak zorundasınız. Seviye ne kadar yüksek ise, o canlıların görünümü bir o kadar genç ve güzeldir. Seviye ne kadar düşükse, bir o kadar daha az güzeldir. Kişi daha yüksek seviyelere doğru gittikçe, sadece görünüş daha da güzelleşmekle kalmaz, aynı zamanda düşünceler de daha saf ve arıtılmış bir hale gelir. Kişinin var oluş biçimi, konuşması, davranış ve tavırları ve hareketleri - hepsi değişir. Konuşmaları şiirsel gibidir ve bu sadece tek bir belirli seviyedeki olayların durumudur. Daha yüksek seviyeler, çok daha muhteşemdir. Eğer o seviyenin gereksinimlerine uyum sağlamamışsanız (karşılayamamışsanız) kesinlikle bir işe yaramaz. Sıklıkla şunu söylerim: Xiulian kişinin çabasına bağlıyken, gong Shifu'ya bağlıdır. Bir başka deyişle, o seviyeye yükselmek istemenize rağmen, onu daha bilmiyorken bile ona nasıl ulaşabilirdiniz? Bunu nasıl yapabilirdiniz? Siz kendiniz bunu yapamazsınız. Ben sadece sizin xiulian için atan kalbinize bakarım. Eğer xiulian'de kararlı olmayı sürdürürseniz, Shifu öteki tarafta olayları halledecektir. Kritik olan şey, kararlı olup olamayacağınız ve uygulamanızı bitirip bitiremeyeceğinizdir.

Gong'u geliştirmenin özel şeklinden daha önce bahsetmedim ve insanların bu konuya odaklanmasını istemiyorum. Bunu bu şekilde yapmak takıntıların oluşmasını engeller ve insanları mantıksız hayallerin peşinden gitmekten kurtarır. Bildiğiniz gibi, kişi daha yükseğe doğru ilerledikçe zihni daha da sakinleşir. Fakat xinxing'inizi yükseltmeden dinginliğe ulaşma konusunda ısrarcı olmanız yanlıştır. Bazı kişiler egzersizleri yaparken sakinlik için çabalamayı aklına koyar. Dinginliğe girme çabası üzerinde ısrar ederler ve bu bir takıntı haline dönüşür. Fakat sizlere söyleyebilirim ki, düşük seviyeli xiulian uygulamalarının görüşüne göre, bu bir metot iken, yüksek seviyelerin perspektifinden bakıldığında niyet taşıyan bir davranıştır. Neden? Dinginlik durumu sadece xiulian uygulayarak ve takıntıları yavaş yavaş bırakarak elde edilebilir. Eğer bir kişi kendisini tamamen dinginlik durumuna sokmak isterse ve aynen bu şekilde tüm takıntılarından ayrılmak isterse, genel anlamda, bu yapılamaz (Elbette burada ele alıp tartışmayacağımız özel durumlar vardır). O türde bir dinginliğe girebilmek zihninizin o derecede bir saflığa ulaştığı anlamına gelir. "Özel durumlar" olarak isimlendirdiğim şey ile bahsedilen, yardımcı ruhu geliştiren uygulama yöntemleridir ki bu şekilde kişi kendisini daha en başından itibaren dinginlik durumuna sokabilir. Fakat bu bizim Dafa'mızın uygulama yöntemi değildir. Bu önemsiz bir şey değildir.

Daha önce bahsettiğim gibi, aklınızdaki hedefler ile başkaları ile konuştuğunuzda, onları değiştirmek veya ikna etmek istediğinizde, cümleleriniz ne kadar mantıklı olursa olsun, diğer insanlar onları tamamen kabul etme konusunda zorlanacaklardır. Ne de cümleler insanların kalbini oynatabilecektir. Peki neden? Sizlere söyleyeyim: Aslında bunun sebebi, söylediğiniz cümleler sizin bütün düşünceleriniz ile doludur. Kullandığınız cümleler içinde güçlü insani hisler ve arzular gibi karışık düşünceler barındırmaktadır ve hatta birçok takıntı, saplantı ve tutkularınızı. Bu, cümlelerinizin çok güçlü olmamasına ve oldukça zayıflamış olmasına sebep olur. Bir de aynı zamanda, insanlar başkalarına bir şeyler anlatırken, olaylara kendi perspektiflerinden bakarlar ve bu da evrenin Fa'sı ile uyum içinde olmayabilir. Bu yüzden, bu anlamda onlar Gerçeğin gücünden yoksundur. Dahası, başkaları ile konuşurken, insanlar kendilerini korumak için içine bir şeyler katarlar ki böylece zarar görmeyeceklerdir. Yani bir başka deyişle, cümlelerinizin ardında yatan niyet, o durumda artık daha fazla saf değildir. Ve bunun bir sonucu olarak cümleleriniz gerçekten boş, saçma hale gelir. Fakat zihniniz gerçekten de dingin bir hale gelebildiğinde, takıntılarınız giderek daha da azaldığında veya sizi meşgul eden düşünceler giderek daha fazla azaldığında cümlelerinizin güce sahip olduğunu göreceksiniz. Ben sizlere hareketsizlik hakkında konuşurken, engellenmemeniz gerekenler ile engellenmemeniz gerektiği hakkında konuşmamın nedeni neydi? Bunun sebebi şudur ki sizin cümleleriniz zaten bir güce sahiptir ve güce sahip olan cümleler insanları değiştirebilir. Doğru gibi görünürse bile eğer bir kişiyi değiştirirseniz, yanlış bir şey yapıyor olabilirsiniz. Gerçeği bilmiyorsunuz. Gözleriniz yüzeysel olanı gördüğü için ve geçmişten kaynaklanan karmik nedenleri algılayamadığınız için gerçeği bilmiyorsunuz. Daha yüksek seviyelere yükseldikçe zihniniz giderek daha da saf bir hale gelecektir. O durumda düşündükleriniz gerçekleşecek ve söyledikleriniz son derece saf olacaktır. Onlar daha saf ve daha sade bir hale geldikçe, evrenin o seviyesinin prensipleri ile daha uyumlu bir hale gelirler. O zaman konuştuğunuz cümleler aniden insanların içine işler, insanların düşüncelerinin derinliklerine çarpar ve varlıklarının daha mikroskobik kısımlarını şiddetli bir biçimde etkiler. Onun çok güçlü olacağı doğru değil mi? Bu yüzden eğer dingin bir duruma girebiliyorsanız, bu yetenek sizin belirli bir seviyeye ulaştığınızın göstergesidir.

Bizler, xiulian uygulamamızda, belirli bir seviyeye ulaşmak için, o seviyenin gereksinimlerini karşılamak zorundayız. Aksi takdirde oraya gidemezsiniz. Bizim uygulamamızda insan takıntılarının, saplantı ve tutkularının terk edilmek zorunda olunmasının, karmanın yok edilmek zorunda olmasının, Fa'nın talep ve gereksinimlerinin karşılanması gerektiğinin ve sizlerden kitabı çok okumanızı ve Fa'yı iyi anlamanızı istememin nedeni budur.

Konuyu kısaca özetledim. Bu bir Fa konferansı! Benimle buluşmak için fazla fırsatınız olmuyor ve hazırladığınız ve bir fırsatını bulduğunuzda bana sormak istediğiniz birçok sorunuz var. Bu yüzden kalan sorularınızı cevaplamak için zamanı kullanacağım. Fakat dikkat etmeniz gereken bir konu var: Bazı kişiler (elbette onların hepsi yeni öğrenciler) sorularını sorarken saygısız bir tutum sergiliyorlar ve Shifu'larına karşı yeterli saygıyı göstermiyorlar. Tabii ki, eski resmi formalitelere göre bir öğretmene saygı göstermenizi istemiyorum, öyle değil, fakat yine de ben sizin Shifu'nuzum ve sizleri yüksek seviyelere doğru kurtaracağım. Benim sizlere verdiğim şey hayatlarınızın sonsuzluğu içerisinde asla karşılığını ödeyemeyeceğiniz bir şeydir. Bu yüzden, umarım tavrınız bir uygulayıcınınki gibi olur. Pekâlâ, soru kâğıtlarınızı verebilirsiniz.