TurkishChinese



Değerli Hatıralar (3. Bölüm)

Hui Lian tarafından

(5)

20 Haziran 1999 tarihinden beri, her gün sanki bir yıl gibiydi. Fa'yı açıkça ve asilce yaymak için, işkencenin bitmesini özlemle beklerken, bu dönem içerisinde yavaş yavaş daha da olgunlaşıyorduk. TV'de Dafa'ya karşı atılan iftiralar ve söylentiler, Dafa'ya olan inancımı daha net ve daha ciddi bir hale getirdi. Apartman yönetiminden başkan ve sekreterin evime gelip beni uygulamayı bırakmam konusunda zorlamayı denediği zamanı hatırlıyorum. Onlara televizyonu göstererek: "Her gün televizyonda haberleri izliyorum. Anlatılan herşey benim yaşadıklarımdan tamamen farklı. Zhuan Falun'u her gün okuyan ve bu kitapta neler yazdığı konusunda en çok bilgi sahibi olan kişiler, sadece uygulayıcılardır. Bizler Falun Gong uyguluyoruz ve xinxing'imizi her gün geliştiriyoruz. Bizler ayrıca, her gün ne yaptığımızın farkında olan kişileriz. Örneğin ben her gün bir armut yiyorum. Armudun tadının nasıl olduğunu anlatması gereken kişi kimdir? Ben mi, yoksa hayatı boyunca hiç armut yememiş olan biri mi? Nasıl olur da size inanıp dediğinizi yapabilirim?" dedim. Birden suskunlaştılar. Sonra onlara gerektiği şekilde fakat barışçıl bir tutumla: "Eğer bana Falun Dafa'nın ve xiulian uygulamasının nasıl bir şey olduğunu sormak istiyorsanız, kapım sizlere her zaman için açıktır. Ancak başka şeyler hakkında konuşmak istiyorsanız, zamanınızı boş yere harcamayın" dedim. O andan sonra, bir daha gelmediler.

Televizyonda Shifu ile ilgili söylentileri ve iftiraları ne zaman görsem, göz yaşlarıma hakim olamıyordum. İnsan dünyasında Fa'nun yayılması ile birlikte, Dafa'nın yaşadığı sıkıntılara ve Shifu'nun, Fa'yı açıklarken yüzleştiği zorluklara şahit oluyordum. Bu kadar ahlaksız söylentiler, bir Dafa uygulayıcısının kalbini nasıl acıtmazdı ki?

1992'de Uluslararası Ticaret Binası'nda düzenlenen Uluslararası Sağlık Fuar'ına katılımımızı hatırlıyorum. Salona girdiğimde, birçok çeşitteki qigong uygulamaları gözleri kamaştırıyordu. Falun Gong için bekleyen kuyruğun en uzunu olduğunu ve en çok sayıda kişinin orada olduğunu gördüm, böylece acele edip bir bakmak için öne geçtim. Kalbimden muazzam bir heyecan yükseldi. İlk anda, bir gazeteciyle konuşan, uzun boylu ve kibar yüzlü genç bir adam gördüm. O an yanımdaki arkadaşıma; "Bu qigong'un Ustası O olmalı" dedim. "Arkadaşım da: "Bunu nasıl bildin?" diye sordu. "Öyle hissettim" diye yanıtladım.

Bu durum çok tuhaftı. Shifu'ya bakınca, O'nu daha önceden bir yerlerde görmüş olduğum hissine, ya da daha önce birlikte birşeyler yapmış olduğumuz hissine kapıldım fakat ne kadar düşünürsem düşüneyim, hatırlayamadım. Gerçekten de çok tanıdık görünüyordu! Shifu'ya dikkatice, baştan aşağı baktım. Shifu'nun üzerinde sıradan bir mont vardı ve içinde de açık kahverengi bir süveter (el örgüsü gibi görünen, ancak sonradan yamalı olduğunu fark ettiğim bir süveter) vardı. Shifu'nun pantolonu ve ayakkabıları da eskiydi, ama çok temizlerdi. Shifu çok cana yakın, çok sıcakkanlı görünüyordu.

(6)

Tianjin'de konferansa katıldığım zamanı hatırlıyorum. Shifu hep pahalı olmayan otellerde kalırdı. Shifu her zaman meşguldü. Konferanstan sonra, sıklıkla, Shifu'nun ilgilenmesi gereken çok sayıda şey olurdu. Shifu'nun otele dönüş zamanı, çoğunlukla akşam 21.00 ya da 22.00 gibi olurdu ve Shifu her gece, akşam yemeği için, çabuk hazırlanabilen noodle (ince pirinç makarnası) yerdi.

Ayrıca Shifu'nun nadiren kıyafet değiştirdiğini, ancak görüntüye önem verdiğini ve çok sade giyinmeye özen gösterdiğini fark etmiştim (birçok konferansa katılmış olduğum için, bunu doğal olarak fark etmiştim). Hava sıcaklığının değişmesi dışında, Shifu hep aynı kıyafetleri giyiyordu. Bir keresinde Shifu'yu tanıyan bir uygulayıcıya bu konuyu sordum ve Shifu'nun giysilerini her gece yıkadığını, ve ertesi gün onları yeniden giydiğini öğrendim. Shifu'nun nadiren yeni giysiler aldığını gözlemledim, çok az sayıda giysisi vardı. Shifu Tianjin'de konferanslar verirken, yıllarca giyilmiş olan eski ayakkabıları iyice aşınmıştı. Ancak Shifu onları yenileriyle değiştirmeyi istemiyordu. Bir çok uygulayıcı, Shifu'ya alışveriş merkezine gitmek konusunda eşlik etmek ve kendisine yeni bir çift ayakkabı alması için gerçekten çok ısrar etmişti.

Ne zaman birkaç deneyimli uygulayıcı arkadaş biraraya gelsek ,Shifu'yu anmadan edemiyoruz. Bir keresinde Tianjin konferansı ile ilgili konuşmuştuk. Shifu ile beraber çalışan uygulayıcılardan yakınmıştım. Niçin Shifu'nun her gün makarna yemesine izin vermişlerdi, niçin Shifu ile daha iyi ilgilenmemişlerdi? Ancak uygulayıcılardan biri, bana, bunun sadece Tianjin'de gerçekleşen bir olay olmadığını söyledi. Shifu, çoğunlukla noodle yiyordu. Ayrıca o arkadaşım, Shifu'nun Fa'yı halka açıklamak için ortaya çıktığı ilk günlerin çok zor olduğundan da bahsetmişti: "Konferans sırasında toplanan ücretler, kimi zaman salon kirasını bile ödemeye yetmiyordu. (salon kiraları, kaç kişinin katıldığına bakılmaksızın, sabit bir ücrete tabiydi). Bütçe çok kısıtlıydı." Ayrıca bana: "Shifu hiçbir zaman bize seviyesinin ne kadar yüksek olduğundan bahsetmedi. Ben her zaman Shifu'yu bir öğretmen ve iyi bir örnek olarak gördüm, hoşgörülü ve barışçıl. Shifu'nun öyle sıradan bir qigong ustası olmadığını hissediyordum"

Kalbimde Shifu Li'nin bundan çok daha fazlası olduğunu biliyordum. Shifu, benim yaşadığım şehirde konferanslar düzenlediğinde, kendisini sadece bir yemek yemesi için defalarca evime davet ettim. (Shifu'nun kaldığı yer, konferans salonundan çok uzakta idi ve Shifu'nun konferans salonuna yetişmesi birkaç saat alıyordu). Shifu et yemeyi sevmezdi. Sebze yemeği yeterliydi. Yemek pişirirken Shifu'ya ne yemek istediğini sorduğumda, Shifu daima: "Herkes ne yiyorsa ondan. Çok fazla zahmete girme, sade tut." derdi. Bir keresinde Shifu şakayla karışık bir şekilde: "Senin yaptığın buharda pişmiş Shandong ekmeğini seviyorum" demişti. Bunu söylerken buharda pişmiş ekmekten küçük bir lokma ısırdı ve tadının güzel olduğunu söyledi. Aslında, Shifu daima öğrencilerini düşünürdü. Hiç kimseyi sıkıntıya sokmak istemez ve bizim hiç para harcamamamızı isterdi."

Bu uygulayıcı arkadaşım bana şunu da anlatmıştı: Bir gün öğle yemeğinden sonra, tabakta biraz yemek artığı ve birazcık sebze çorbası kalmış. O akşam konferanstan döndüklerinde, Shifu'ya "Bir sebze yemeği pişirmek çok kolay. Hemen hazırlayacağım." demiş. Ancak Shifu: "Ben o arta kalan yemekleri yiyeceğim." demiş.

Arkadaşım Shifu'ya, kendilerinin genelde çok sade yemekler yemediklerini anlatmaya çalışmış ve kendi kendine: "Shifu'nun beklemiş sebze çorbasını içmesine nasıl izin verebiliriz." diye düşünmüş.

Ancak Shifu'nun tavrı kesinmiş ve arta kalan yemekleri (kalmış olan sebze çorbasını) işaret ederek: "Ben sadece geride kalan yemekleri yiyeceğim." demiş. O anda Shifu'nun sesi çok ciddiymiş ve o anda sanki hiç kimsenin karşı çıkamayacağı bir emir gibiymiş. Shifu sebze çorbasını, diğer başka yemeklerle birlikte kasesine dökmüş ve onları sakince yemiş.

Bunu duyduğumuz an, hepimiz çok vicdan azabı çektik. Gözlerim yaşlarla doldu. Shifu, Sen ızdırap çektin! Senin öğrencilerin Sana olan saygısını, binlerce ve de binlerce kelimeyle dahi ifade edemez. Senin her sözün ve her davranışın çok derinden etkiliyor. Eğer yapmam gerekenleri iyi bir şekilde yapamazsam, Shifu'nun öğretimine ve öğretisine gerçekten de layık olmadığımı hissedeceğim.

(7)

Çin Devlet Televizyonu ve 610 Ofisi, Shifu'nun Zhuan Falun'u yazacak kabiliyete sahip olmadığını ve kitabın aslında başka birileri tarafından yazılmış olduğu söylentisini yaydı. CCTV'nin bu gibi yalanlar yayacak kadar ileri gittiğini duyunca, Çin Hükümetinin gerçekten de rezil rüsva olacağını hissettim. Ben bir tanığım! O ilk zamanlarda, Fa konferanslarının yazıya geçirilme sürecinde yer alabilme onuruna sahip oldum. Zhuan Falun kitabı, kelime kelime, Shifu'nun Changchun, Jinan, Zhengzhou, Dalian, vb konferanslarından yazıya geçirildi ve bizim 5-6 günümüzü aldı. 1994 yılının yaz ayında, bu kutsal görevi kabul ettim ve bir parça bile savsaklamadım. Eğitim seviyemin çok yüksek olmaması nedeniyle, Shifu'nun konferanslarında geçen birçok kelimenin nasıl yazıldığını bilmiyordum. Buna rağmen, konferansları cümle cümle kasetten dinlerken, aynı zamanda da sözlükten kontrol ediyordum. Sonra da bir kaset-çalar eşliğinde, onları kelime kelime yazıya geçirdim. İmkan sadece bununla kısıtlı idi. Ardından tek bir sözcüğü dahi atlamadan onların karakterlerinin suretini çıkardım. Gece ve gündüz durmadan düzinelerce saat çalışmanın ardından, 10'dan fazla bir uygulayıcı grubu, yazıya geçirme görevini tam zamanında bitirdi. Taslak daha sonra, daktilo edilmek üzere diğer uygulayıcılara gönderildi ve ardından da düzeltmeler için Shifu'ya teslim edildi. Bu görevin önemini biliyordum. Bu işi yapmak için yere nasıl diz çöktüğümü ve koltuğa yaslanarak bunu yapmaya uğraştığımı hatırlıyorum, çünkü ailem uyuyordu ve ben salondaki koltukta çalışmak zorundaydım. Televizyondaki tüm bu utanmaz yalanları görmek, bana yaşadıklarımı yazmam gerektiğini hissettirdi.

Ben daha önce hiçbir makale yazmamıştım. Ancak bir Dafa uygulayıcısı olarak, daha çok insanın gerçeği öğrenmesine yardımcı olmak ve aldatıcı yalanları yok edebilmek adına, Shifu'nun ve Dafa'nın ihtişamını yazmanın, benim görevim olduğunu çok güçlü bir biçimde hissettim. Eğer Shifu'nun öğretilerinden ya da teşkil ettiği örneklerden geriye, beni derinden etkilemiş olan şeyler kalmasaydı, sahip olduğum doğru düşüncelerim güçlü olmayabilirdi. Deneyimli uygulayıcılara kişisel deneyimlerini yazmalarını ve Shifu'nun muhteşemliğinin herkes tarafından bilinmesini sağlamalarını tavsiye ediyorum, böylelikle uygulayıcı arkadaşlarımız daha azimli, dünya insanları ise bu konuda daha net bir hale gelebilirler.



Çince metin: http://minghui.ca/mh/articles/2003/2/13/44494.html
İngilizce metin: http://www.clearwisdom.net/emh/articles/2003/2/28/32696.html